15 Nisan 2017 Cumartesi

Kırtasiye Alışverişi (Aliexpress ve diğerleri)

   Merhabalar efenimm,ben geldim:)Nasılsınız görüşmeyeli?

Postun başlığından da anlayacağınız üzere bu yazı tammamen kırtasiye malzemeleri üzerine olacak.Öncelikle bu yazıları uzun zamandır yazmadığımı fark ettim,hazır Aliexpress'ten de ilk alışverişimi yapmışken bir yazı yazayım dedim.Ben gibi kırtasiye tutkunları için linklerini de aşağılarına bırakacağım:)Şimdiden keyifli okumalar dilerim..
Aliexpress'ten ilk  alışverişi yaparken çok tedirgindim,ya ürünler istediğim gibi gelmezse yada çok geç gelirse diye..Öncelikle yabancı bir alışveriş sitesinden sipariş verilmesinde belli bir günü göze almak gerekiyor,ister istemez bekliyorsunuz.En iyisi sipariş verip sonra da onu unutmak:D Benim sipariş ettiğim ürünler 15-16 gün içinde geldi, ama bunda büyük ihtimalle ücretlerinin çok düşük olması ve firmaların hemen yollaması etkili oldu,hepsi böyle olacak diye bir şey yok.
Alışveriş yapmadan önce Yechis'in blogundan oldukça faydalandım.Göz atmak için tık tık
Bir de bu youtube videosu oldukça iyi açıklamış,tık tık
Aliexpress'le ilgili bilgilendiğim yazıların linkini buraya bıraktıktan sonra söyleyeceğim;
-satıcının satış durumuna ve giden ürünlerin bulunduğu ürün yorumlarına mutlaka dikkat ettikten sonra sipariş sepetinizi hazırlamanız olur:)
Şimdii  benim neler aldığıma gelirsek:)Üst resimde gördüğünüz 10 kalemli seti(bir tanesi mürekkebi aktığı için onu atmak zorunda kaldım)bir mağazadan,diğer postitleri ise başka bir mağazadan aldım ve hepsinden ayrı ayrı çok memnun kaldım.
Kedili post-itlere buradan ulaşabilirsiniz.
Bu post-itlerin boyutları oldukça küçük olsa bile o kadar güzel ve kaliteli bir set ki bakıp bakıp geri koyuyorum.Kare şeklinde olanlar kibrit kutusunun yarısı kadar,ufak tefek notlar almak için kullanabilirsiniz.
10lu kalem setine buradan ulaşabilirsiniz.
Özellikle ince uçlu jel kalem sevenler için ideal bir set.Ana renkleri bulunduran sette koyu yeşil olanın jeli maalesef pakete akmıştı,onu atmak zorunda kalsam da devamı çok iyiydi.
Türkiye'de bu seti uçuk fiyatlara sattıkları için şu an halimden gayet memnunum,seti çok çok beğendim! 
5li post-itlere buradan ulaşabilirsiniz.
Sık sık kullandığımız 5 renkli post-itlerin malzemesinden yapılmış olan bu set zikzaklı,puantiyeli ve üzerine yazı yazmak için elverişli.Derslere çalışırken kullanmaktan yada okuduğu yazıları işaretlemekten hoşlananlar için hem fiyat olarak uygun hem de farklı seçenek sunuyor:)
Diğer post-it setlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Bu setlere de ayrı ayrı bayıldım!!Renk seçenekleri,boya kataloglarını andırıyor:D Kağıt post-itlerden oluşan setler özellikle üzerine not almak için oldukça ideal.
Çeşitli kırtasiyelerden aldığım bu stickerlardan ise şekil ve boyut olarak her ne kadar memnun olsam da -özellikle karpuz şeklinde olan- arkasındaki yapışkanlardan dolayı birbirine sıkı bir şekilde yapışmış ve birbirlerinden zar zor ayrılıyorlar.Bunu paketi açmadan maalesef ki fark edemiyorsunuz.Yine de sırf şekilleri güzel olduğu için koleksiyonumda yer almalarından memnunum,bir hal çaresine bakacağım artık:D

Mickey Mouse'lu dosyayı gördüğüm anda elime aldım!:D Hem turuncu olmasına hem de çizgi roman şeklinde üzerinde yer alan çizimlere vuruldum!Şunun güzelliğine bakar mısınız!:)
Altta olan post-it setler de Notix'in yapışkanlı not kağıtları setinden.Başka seçenekleri var mı bilmiyorum ama kağıt malzemeli set,üzerine yazı yazmak için kullanışlı.

Not alarak çalışmayı sevdiğim için kırtasiyeye her girdiğimde birkaç kalem almadan çıkamıyorum.Özellikle ince uçlu-0.5-0.3 olan -kalemleri buldum mu kendime hakim olamıyorum:D 
Mikronun fineliner seti ise o kadar güzel ki!Hem mürekkebinin kağıtta dağılmaması hem de ince uçlu olmasını çok beğendim.Kalem sevenlere şiddetle tavsiye ediyorum.
Artline serisinden tek renk almış olsam da kalem- işlevinden dolayı -yazı yazmak için çok da elverişli değil gibi geldi bana,biraz zorlandım.Ama grafik-şema çizmek için çok uygun.
Dong-a'nın mycolor 2 çift taraflı serisi çok çok güzel!Renkleri oldukça canlı hem not almak hem de notların altını çizmek de çok işime yarıyor.


Madam Coco'daki kırtasiye reyonunu görüp önünden bir saat boyunca ayrılamadığım doğrudur efenim!:D
Hepsinin fiyatları çok uygundu,3-4 lira gibi fiyatlara Madam Coco'da bir şeyler bulabilmek bende şok etkisi yarattı:D
Son olarak bir siteden bahsetmek istiyorum:
Bu hafta keşfettiğim Huntersofbook sitesi,ikinci el satıp-alabileceğiniz bir alışveriş sitesi.Oldukça uygun fiyatlara istediğiniz kitapları bulabilirsiniz:)
Benim profilime bakmak için tık tık..
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın:)




25 Mart 2017 Cumartesi

Ben Bugünlerde#16

Merhabalar efenim,ben geldim:)
Yazmayı planlayıp planlayıp geri adım attığım bir zamandan sonra-mevsim geçişleri deyip susuyorum:D-çok uzatmadan tadında bırakabileceğim bir post yazmak için kollarımı sıvadım.
Çok sevdiğim başlığın- ki genel manada neler yaptığımı göz atmada çok yardımcı oluyorlar -altından sizleri selamlıyorum,nasılsınız:)

Üniversitenin en çok zorlandığım yılını yaşıyorum sanırım,dersleri takip etmeye çalışırken bir yandan da konuları yetiştiremeyip stresten iyice bırakıyorum, sonra kendimi toparlayayım derken hocanın alıp başını gittiğini fark edince yine stres oluyorum:DPlan yapmadan çalışamayan bir insan olduğum için bir saatimi plan yapıp konuları günlere böldükten sonra ''çok yoruldum mola vereyim biraz'' deyip üç saat kadar dinlenmeye geçiyorum.Umarım bu yılı sağ salim atlatabilirim:DDua ederseniz çok müteşekkir olurum:)
Mevsim değişikliğinde her zaman olduğu gibi elimi attığım her işi yarım bırakırken çok az kitap okuyabildiğimi üzülerek söylüyorum.Başladığım kitapların devamını getiremediğim bir süreçten geçerken uzun zamandır okuduğum ennn güzel iki kitabı sizinle paylaşayım..
İçimdeki Müzik
Önceki kitap alışverişi postumda bu kitaptan yüzeysel olarak bahsetmiştim.11 yaşındaki Melody'nin ağzından anlatılan kitabın beni etkileyeceğini tahmin ediyordum ama can evimden vuracağını düşünememiştim.O kadar temiz,yalın bir şekilde ele alınmış ki..
Kendi içinde kısılıp kalmış ve kelimeler içinde dans ederken tek kelime edemeyen bir kız çocuğu..
Sadece ''normal'' olmak  ve sıradan konulardan dış görünüşüne takılıp kalmayan insanlarla sohbet etmek isteyen bir kız çocuğu..
Kitapta beni etkilemeyen tek yer yok ama asıl sarsan şey şunu fark etmem oldu: Eğer beyin felci geçirmiş birini görüyorsam onu aynı zamanda zihinsel olarak da engelli gibi düşündüğümdü.
Bunu fark etmek çok acıydı..
Çünkü yolda,kalabalıkta kısacası herhangi bir yerde herkes gibi olmayan -tabiri caizse farklı olan insanlara dikilen bakışlardan ve arkasından fısıldaşarak konuşanlardan nefret ediyorum.Böyle tipler ciddi manada midemi kaldırıyorlar.Sadece kendi içimde -dışarıya vurmamış dahi olsam böyle düşündüğümü fark etmem şok geçirmeme neden oldu.Hele ki Melody kitapta anne ve babasına değil de kendiyle ilgili konularda kendi ile konuşan insanlara o kadar dikkat ediyordu ki..Bunu sahiden yapıyor muyuz diye düşündüm..Bunu birine nasıl yapabiliriz?!
Bu kitabı mutlaka ama mutlaka okuyun,size çok şey katacağına eminim.
Ve sizden bir ricam daha olacak konudan bahsediyorken,lütfen ama lütfen herkes gibi görünmedikleri için ''normal'' -sahi normal ne?-kalıba koyulmayan insanlara da diğerlerine davrandığınız gibi davranın.Kimse ama kimse ,kendi elinde olmayan sebeplerle yargılanmayı hak etmiyor..
***
Herkes kendini ifade etmek için kelimeleri kullanıyordu.Ben hariç.Ve eminim ki tüm bu insanlar kelimelerin gücünün farkında değildi.Oysa ben farkındaydım.
*
Düşüncelerin kelimelere ihtiyacı vardır.Kelimelerin de sese..


İkinci olarak da daha önce hiç rastlamadığım kitabın isminin içimi sızlatmasıyla arka kapağını dahi okumadan edindiğim En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın'dan bahsetmek istiyorum.
Olay,İstanbul'da üst sınıftan bir ailenin akşam yemeği sırasında geçiyor.Masadaki karakterlerin, evin,evdeki eşyaların ağzından bir aileyi dinliyoruz.Onların düşüncelerini,birbirleri hakkındaki düşüncelerini,eşyalarda yatan anıları ve yılları..Bir aileyi aile yapan ne varsa hepsini kısacası.
O kadar şiirsel,özenilerek yazılmış bir kitap  büyülendim!
Yazarların karakter geçişlerini net yapamamaları yada farklı karakterleri okurken aynı kişinin ağzından yazılmış olduğu belli olması beni çok rahatsız eden bir durum.Bir karakterden diğerine geçerken çok zorlanıyorum bu tip yapıtlarda.Ama bu kitapta,bu muazzam kitapta  net karakter geçişleri sayesinde bölümlerde asla zorlanmadım ve sanki tüm evi,masadaki herkesi tek tek dolaşmış gibi hissettim.Büyük bir ailenin birbirinden farklı düşünceleri-zıtlaşmaları-farklılıkları-acıları o denli güzel anlatılmış ki..Bu kitabı okuyun ya!Mutlaka ama mutlaka okuyun!
***
Halbuki geçmişin öyküsü tektir.Mühim olan öyküyü kimin ağzından dinlediğimiz.Her öykücü gerçeğe feleğini şaşırtır.Ne hikmetse,yine de gerçektir,her öykücünün anlattığı..
*
Acıyı ancak kendinden bulursun.Acı kimseye verilmez,kimseden alınmaz.Acıyı paylaşmak için aşık olmak gerekir.İnsan aşık olduğu insanı acıtabilir yalnızca.
*
Bal isterdi ki cümle alemin gözü önünde yangınlar çıkaralım.Bense aramıza insanları konduramazdım..
 Bu iki kitabı okuyun ,okuduktan sonra da lütfen benimle düşüncelerinizi paylaşın:))
Filmler için ayrı bir yazı yazmayı düşünsem de beni çok etkileyen bir ikisinden bahsetmeden geçemeyeceğim.-yoksa çoook uzun bir post olacak bu:D-

Fantastik Canavarlar Nelerdi, Nerelerde Bulunur
Enn sevdiğim film serisi tartışmasız Harry Potter serisi.Sınav dönemlerinde tüm seriyi tek tek izleyen biriyim ve çoğu filminde ağladım,-Harry'nin durumu beni fazla duygulandırıyor-.ama hepsinden ziyade oluşturulan o dünya,Hogwarts,dersler,Diagon Yolu.. beni büyülüyor!Kitaplarını ortaokulda su gibi okumuştum ve yeniden okumaya başladım yavaştan.Allahım ne müthiş bir seri!!.Lafı yine çok uzattım ehehe^^ 
Kısacası Harry Potter'ı özleyenler için harika,eğlenceli bir film!!
Amerika'daki büyücüleri anlatan ufacık da olsa bir kısmında Dumbledore'un isminin geçtiği,fantastik canavarlara-isminden de anlaşıldığı üzere-bolcaaa yer verildiği ve en önemlisi çok tatlı karakterlerin oluşturulduğu bir yapımdı.Ana karakteri oynayan Eddie Redmayne , Harry Potter hayranıymış ve karakterini o kadar güzel oluşturmuştu ki film başladığı anda Scamander-Eddie Redmayne-'in karakterini anlıyorsunuz.(Karakterlerle ilgili asıl süpriz filmin sonunda-kesinlikle söylemem izleyin:D-)
-Büyünün adını bilmiyorum ama en çok asadan şemsiye yapma olayına bayıldım:D-

5 filmlik bir seri olacağı söylenen yapımın ben en çok Harry Potter özlemini bastırmasını sevdim,hele ki filmi açtığınız anda çalan fon beni benden aldı,eski zamanlara geri döndüm sanki..
Sevdiğim karakterler Jacob Kawolski ve Queenie Goldstein oldu.Bir kere aşırı tatlılardı ve çok saflardı:DQueenie,sihir bakanlığında çalışan zihnebendar-insanların düşüncelerini okuyabilen- bir cadı.
Jacob ise- hepimiz gibi:D- bir muggle.Saf,iyiniyetli ve tüm isteği kendi pastanesini açmak.Sihre inanması biraz uzun sürse de tepkileriyle o denli içimizden biriydi ki!
Fantastik sevenler en önemlisi Harry Potter'ı özleyenler için oldukça iyi bir girişi filmi,izleyin izlettirin:)
Lost in Austen
Bu diziyi izlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama ben gibi aylarca erteleyenler için artık izleyin diyorum:)
Lost in Austen dizisi, Jane Austen'ın Aşk ve Gurur kitabının bir uyarlanmış mini bir dizi.Uyarlamaları çok sevenler,Jane Austen'a bayılanlar için naçizane önerimdir.
 Kendini bir anda romanın ortasında bulan Amanda etrafında dönen dizide yeni bir Mr.Darcy görme fırsatı yakalıyoruz-en güzeli de bu sanırım:D Elizabeth'in ortadan kaybolmasıyla kitabın akışını korumaya çalışan Amanda'nın tavırları beni baya eğlendirdi:D En çok karakterlerin tahmin ettiğimiz gibi çıkmaması,bazı yerlerin değiştirilmiş olmasını sevdim.Bir fırsat verin deyip bu konuyu burada sonlandırıyorum:)

Son zamanlarda çok beğenerek içtiğim kahveyi de sizinle paylaşmak istedim.Kahve içmeden kendine gelemeyenler derneğinin kıdemli üyesi olarak piyasadaki kahveleri yavaş yavaş  deniyorum.Starbucks'ın filtre kahvelerini oldukça beğendim,Guatemala ise denediklerim arasında en sevdiğim oldu.Zira süt ekleyip yumuşatmama gerek kalmadan içiyorum-süt hazırlamaya benim gibi üşenenler için mükemmel:D-orta içimli,asit düzeyi de çok yüksek olmadığı için keskin bir tadı yok.Filtre kahvenin kafein oranının yüksekliği diğerlerine nazaran daha fazla,bu da yumuşak kıvamlı diğer kahvelerdense özellikle sınav dönemi bu türü daha çok tercih etmeme sebep oluyor.Eğer ki denemediyseniz ve kahveyi gerçekten seviyorsanız önerimdir,tabi ki değişik önerilere de sonuna kadar açığım:)
Son zamanlarda beğenerek dinlediğim şarkıların başında geliyor bu şarkı,dinlemenizi can-ı gönülden önerip bir de youtube sayfası önerisinde bulunmak istiyorum.Eğer dünya müziklerini seviyor ve şimdiye kadar duymadığınız şarkıları dinlemek istiyorsanız bence Dünyadan Sesler-tık tık- sayfasına bir göz atın:)
Mart ve şubatta dinlediğim şarkı isimlerini de buraya yazıyorum benim gibi her ay şarkı listesi düzenleyip de ilk günleri şarkılarla cebelleşenler için:)
Nia-Om
Üstüme Basıp Geçme-Gökhan Kırdar
Yan Benimle-Sıla
Ne Güzel Olur-Nazan Öncel
Yalnız Kullar-Sezen Aksu
Man Amadeh-Am- Googoosh
My Flame-Madina Amin
My All-Mariah Carey
Eleni-Anna Vissi
Fly Me to the Moon-Frank Sinatra
Efta Potiria-Yiannis Kotsiras
Şarkılar Seni Söyler-Müzeyyen Senar
Mahallede Akşamlar-İncesaz
Come Together-The Beatles
Happy Together-The Turtles
(siz de bana sevdiğiniz yada şu sıralar dinlemeden duramadığınız şarkıları yazarsanız sevinirim,malumunuz nisan geliyor:))
*
Bu şiiri duyduğum anda vuruldum, o kadar güzel ve içten ki..Jehan Barbur'u zaten severdim ama şimdiki kadar değil:)



''...olmaz mı?
olmaz mı ben seni severken dondurmacı kuyruğunda
ve üzülsek ikindi vakti
bir arabanın şerit ihlaline,
sundurmada oturan çocuğun üşüyüşüne
balkondaki çamaşır ipinin kısalığına
ve yolların sabunla yıkanamayışına..
ne yani?
toplasak hepsini
senle ben
..biz..
olmaz mı?
sardunyaları sarkıt pencereden 
(b)aşka bir hayat dileyelim,
kimseye el etmeden
ne olur yani?..''

Kendinize iyi bakın,mutlu kalın efenim:)





13 Şubat 2017 Pazartesi

Birkaç Kitap Tavsiyesi ve Gecikmiş bir Festival Muhabbeti

   Merhabalar efenim,nasılsınız:) Beni sorarsanız  havalardan halliceyim-burada güneş var rüzgara rağmen,kıskandırmak gibi olmasın:D-Ankara'nın kara kışına,kuru yaprağına,yollarına ayrı ayrı vurgun olsam da güneşten nasibini de o derece az almış bir şehir olduğunu itiraf etmek gerek ,güneşe hasrettik güzel şehirde uzun zamandır,iyi oldu,hücrelerimiz miskinlikten kurtuldu bir nebze de olsa..(Gerçi duyduğum kadarıyla soğuklar yine gelmiş oralara,ben memlekette güneşin enerjisinden biraz daha depolayayım en güzeli:)

Sınavlar bittikten sonra yazmaya niyetlendiğim bu yazı tatilin bitmesine rastlasa da ,buraları çok özlediğimi söyleyerek kendimi affettirmeye çalışayım:)Sınav döneminde iki sezon dizi,Sherlock'un son sezonunu-ki yüreğim bu sezonun son olduğunu duyduktan sonra onu yorumlamaya dayanmayacak,yine ve yine muazzamdı ve fikrimce en iyi sezonu buydu-yedi film,üç kitap,dört tükenmez kalem,altı post-it ve tonlarca kağıt bitirdim.Ne zaman çalıştın dediğinizi duyar gibiyim:D Şu an ben de aynı şeyi düşünüyorum,gerçi bizim sınav dönemi iki aylık bir maratonu kapsadığından ve dikkatimi bir saat için kendime yalvararak toparlayabildiğim için normale yakın sayılır:D...Sürekli ders çalışabilen bir insan hiç olamadım,masanın başında maksimum 1 saat sonra dikkati dağılan,etrafa şiirlerden mısralar yazan,kalemlerini düzenleyen,ajandasını kontrol etmeye başlayan biriyim.Yalnız yaşamanın en tuhaf ve güzel yanı izlediğiniz dizi-film ve reality showlarının hatti hesabı olmaması:D

Neyse efenim ocak ve şubatta favorilerimi paylaşarak kendimi teskin etmeye son vereyim artık,zira konuştukça  batıyorum:D
kitabın adı:Yağmurla Gelen Mutluluk 
kitabın yazarı:Amber I.Johnson
sayfa sayısı:176 sayfa
yayınevi:Yabancı Yayınları
goodreads puanı:4.32
Yağmurla Gelen Mutluluk bahsetmek istediğim ilk kitap..Klasik bir gençlik aşk romanı olduğunu düşünerek ,incecik bir kitap olması hasabiyle başladığım kitap sayesinde otobüste ineceğim durağı kaçırıp kendimi hiç bilmediğim bir mahallede buldum:D O kadar güzel ve içtendi ki son sayfalarında biraz ağlamış olabilirim,içtenlik her zaman çok etkiliyor bünyemi..Sıcacık ,aynı zamanda fedakarlığı anlatan bir aşkı okumak istiyorsanız sanırım doğru kitap bu..Bir filmi izleyebileceğiniz sürede biteceğinden de çok vaktinizi almaması artı bir özellik,içinde gereksiz ,birbirini tekrar eden hiçbir sayfa yoktu.Selvi Boylum Al Yazmalım da Türkan Şoray'ın dediği  'Sevgi emekti.' cümlesini ne güzel ispatlamış bizlere kitap...
kitabın adı:Kazananın Laneti
yazarı:Marie Rutkoski
sayfa sayısı:368
yayınevi:Pegasus Yayınları
goodreads puanı:4.04

Kazananın Laneti kitabından bahsetmeden önce içimi dökeceğim:D
Pegasus Yayınlarına o kadar kızıyorum ki anlatamam!Hepimiz  kitapların altın değerinde olduğunu savunuyoruz zaten de fiyatlarının gram altından hallice olması da biz öğrencileri çok zor duruma sokuyor,listemdeki çoğu kitaba uzaktan bakıp iç çekmek durumunda kalıyorum.Bir kitaba 40 lira verirsem diğerlerini alacak durumum kalmaz,her ne kadar pdfyi elimden geldiğince tercih etmesem de bazıları sanki bu duruma bizi iteliyor.Yakınmam bu kadardı:D Oh rahatladım!Şimdi kitaptan bahsedeyim kısacık.
   Seri olduğunu belirterek ilk kitabının oldukça iyi- hatta beni yerime mıhlayan- bir başlangıcı olduğunu söylemeliyim.Distopya kitaplarını zaten çok fazla seviyorum ama artık yazarlar da türün kitapları da kendilerini tekrar etmeye başladığından çok seçer ve kolay beğenmez oldum,bu da okuduğumdan keyif almamı engelliyor maalesef.Kazananın Laneti'nde ise oluşturulan dünya hem acımasızlığı hem de güzelliği ile soğuk su etkisi yarattı bende.Kitaplarda tuttuğum taraf mutlaka olur ama bunda ''ama o haklı, ama şimdi de o haklı'' derken buldum kendimi çoğu yerde.
   Sınıfların mücadelesini,bir savaşın ve toprağa doymak bilmezliğin orada yaşayanlara neler yapabileceğini en azından roman türünde çok iyi anlatmış,okuduklarımızdan kendimize pay biçmeliyiz,biçmeliyiz ki distopya olarak görülen şeyler dünyanın başına gelmesin.
Kitaba dönecek olursak ayrıcalıklı tabakada yer alan Kestrel'in Arin'le tanışmasıyla başlayan yapıt,aralarındaki ilişkinin şekillenmesi ve sadakatlerini sorgulamalarıyla devam ediyor.Eğer okuyacak heyecanlı,kendinizi unutabileceğinz bir distopya arıyorsanız bu kitabı can-ı gönülden tavsiye ediyorum,serinin diğer kitaplarının çıkması heyecanla bekliyorum.
kitabın adı:Güz Fırtınası
kitabın yazarı:Rita Hunter
sayfa sayısı:584
yayınevi:Yabancı Yayınları
goodreads puanı:4.33

Şubat ayında on günlük bir Rita Hunter okuması yaptım,dört kitabını art arda okudumBu süre zarfında tarihi romans türünde oldukça başarılı bir yazar olduğunu keşfetmek beni oldukça şaşırttı çünkü bu türü sevdiren nadir yazar var bana,okumayı pek sevmediğim ve yıllardır uzak durduğum bir türdü.size Rita Hunter'ın kitaplarından tavsiye edebileceğim ve en çok beğendiğim Yabancı Yayınlarının yayın haklarını aldığı Güz Fırtınası olur.Zira diğerlerine nazaran-yada ben öncelikle bu kitabını okuduğum için- daha etkileyici ve tarihi romans olarak özlemişim dedirtecek yapıt olduğunu düşünüyorum.( fikrimce bir türden üst üste kitap okunarak kendimizi darlamamızın lüzumu yok çünkü ben, uzun bir süre daha tarihi romans okumayı düşünmüyorum:D)
Abertillery Dükü'nün ölüp yerine yenisini alması kızıl saçlı,biraz cadı,lafını esirgemeyen Jane Hammond'un hayatını hiç beklenmedik şekilde değiştirir.Jane'in önyargıları,Alexander'ın tavırları arasında mekik dokuyan  kitabı yer yer kahkaha atarak okuduğum doğrudur:D
Güz Fırtınası ise tüm tarihi romans severlere ve  türden hiç kitap okumamış olanlara naçizane önerimdir.Keyifli okumalar efenim şimdiden:)

  Ocak ayının başında yaptığım kitap alışverişinden ve Ankara Kitap Festivali hakkında da konuşmak istiyorum sizinle.Öncelikle kitap festivallerinde normal internet sitelerinden yada kitapçılarda olduğundan daha fazla indirim olması gerektiğini düşünüyorum zira birçok yayınevini aynı anda bir çatı altından görüp mest olduktan sonra indirimin %20 olduğunu duyduğunuzda tüm sevinciniz kursağınızda kalıyor.Kitapseverlerin de benim gibi aylarca gün saydıktan sonra böyle bir durumla karşı karşıya kalması ve birkaç kitapla oradan ayrılması gerçekten üzücü bir durum.Önemli olan kitap okumayı sevdirmek ve binlerce insanın aynı anda kitaplar arasında koşturması,kitaplar hakkında sohbet ederek vakit geçirmesi olduğunu düşünüyorum,yanlış mı düşünüyorum ,neden kitapları raflardaki zeytinyağları gibi görenlere derdimizi anlatamadığımızı soruyorum sizlere-bunu da Mesajınız Var filminde duyup çok beğendim:D-Ne kadar dolduysam yakına yakına bitiremiyorumbu konuyu:D 

Ankara Festivalinin  sevdiğim yanı Sahaf Festivalinin de içinde yer alması.Bu sene diğer senelere nazaran daha az sahaf gelmiş olsa da-ben festivalin sadece ilk günü gidebildiğim için ilerleyen günlerde daha çoklarının yer aldığını görememiş olma ihtimalim de var tabi-onlarla konuşup sohbet etmek inanılmaz keyifliydi.Özellikle çoğunun kitaplara değer veren,60 basım bir kitabı elime aldığımda yerimde duramamamı anlayan insanlar olması kendimi ait olduğum yerdeymiş gibi hissetmemi sağlıyor.Tozlu bir kitabın kokusunu başka kokuya değişemeyecek kadar çok seviyorum:D
Sahafların olduğu bölümde uzunca bir süre dolaştıktan sonra Altın Kitaplar Yayınevinden topladığım kitaplardan iki tanesini daha buldum.
Vadideki Zambak ilkokulda ve lisede okuduğum,hüzünlendiğim, her seferinde bayıldığım bir eserdi.Uğultulu Tepeler ise listemde dört beş yıldır yer alıyor olsa da bir türlü edinememiştim,-SONUNDA!- çok sevdiğim basımlardan okuma fırsatı yakalayacağım,heyecandan elim ayağım titriyor şu an:D
Çalıkuşu'nu okumayan kaldı mı bilmiyorum,okumayan kaldıysa mutlaka ama mutlaka ennnn kısa zamanda okusun diyorum,şimdiye kadar sevmeyenine rastlamadım.
Kendimi bildim bileli Çalıkuşu'na hayran olan biriyim,dizileri,filmi,tiyatrosu,kitabı..Hepsi ,sanki ilk defa hikayesini okuyormuşum/izliyormuşum gibi her seferinde beni kendine hayran bıraktı.Hele ki tiyatrosuna eğer imkanınız varsa mutlaka gitmenizi tavsiye ediyorum,o kadar güzeldi ki!!Bu sene devlet tiyatrosu bir kere daha sahnelerse yine gitmek istiyorum.
Evet efenim lafa dalmadan önce ne diyordum,evvet çalıkuşunun da eski baskısını bulunca-kaç yılı olduğunu maalesef yanımda olmadığı için buraya yazamıyorum- hemen kaptım.Hatta bir hanımefendi kitabı koyduğum tezgahtan alıp incelemeye başlayınca başına dikilip ''o benimdi aslında!'' demişim ki kendimden çok utandım sonrasında ehehe^-^
Sinekli Bakkal ortaokulda başlayıp devamını getiremediğim bir kitaptı,o zaman ukde kalmıştı zaten içimde,şimdi eski baskısını da bulmuşken almamak olmaz deyip onu da edindim:)
***

Son olarak ocakta yaptığım kitap alışverişini de fotoğraflanmış şekilde buraya koyayım.




İçlerinden şimdilik sadece Bir Sonraki Hayatımız ve Sandık Lekesi'ni okuduğum için onları yorumlayayım;
kitabın adı:Bir Sonraki Hayatımız
kitabın yazarı:Lauren James
sayfa sayısı:360
yayınevi:Yabancı Yayınları
goodreads puanı:3.73
Bir Sonraki Hayatımız aslında ilginçti ama ne çok güzeldi ne de sıkıcı derecede vasattı,tek diyebileceğim reenkarnasyon ilginizi çekiyorsa,bir oturuşta okuyup bitecek bir kitap arıyorsanız Bir Sonraki Hayatımız aradığınız kitap:)Serinin ilk kitabı olması hasabiyle fikrimce ikinci kitabı çıkana kadar bekleyip sonra okuyun,zira can alıcı bir noktada kesilip ee bitti mi şimdi dedirtiyor-ki bu durum beni çileden çıkarır:D-
İkinci kitabının goodreads puanı Bir Sonraki Hayatımız'a göre o denli yüksek ki beklentim de hayliyle olduğundan yükseklere çıktı.Haydi bakalım,pişman olmam umarım..
Katherine ve Matthew asırlar boyunca tekrar doğup,birbirlerine aşık oluyorlar ve trajik bir şekilde ayrılıyorlar.Bu zincirin farklı tarihlerde olan versiyonlarını okuyorsunuz kitap boyunca.Dediğim gibi ilginç bir konusu var serinin:)
Sandık Lekesi'ne ne desem bilemiyorum.Kesinlikle muazzam!!Öykü okumayı çok sevmeyen beni bile-o denli kendine bağladı ki..Birkaç sayfa süren hikayeler nasıl bu denli doyurucu hissettirilir,ne verecekse verip öylece sayfaya bakakalmanıza yol açar,hala anlamıyorum..Sema Kaygusuz şimdiye kadar okuduğum en iyi hikaye yazarlarından..
Öykü severlere,öykü sevmeyenlere kısacası herkese naçizane tavsiyem.Yolda,iş yerinde,ders arasında kolaylıkla bitirebileceğiniz,birbirinden güzel hikayeler barındıran bu kitap fikrimce herkesin listesinde ve kitaplığında olmayı hak ediyor.

 Bu sefer yazdıkça yazdım ,uzun bir post oldu.Sabırla okuyan herkese  teşekkür ediyorum efenim:)
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın...





1 Ocak 2017 Pazar

2016 Nasıl Geçmiş

  Bir yılı daha geride bıraktık,acısıyla tatlısıyla takvimlerimiz değişiyor,6'nın üzerini çizip 7 yazmalar başlıyor.Sahi ne hızlı geçti..Ne garip,ne ilginç yıldı.Sanırım bu yılı hiç unutamayacağım,2016'nın yeri her daim bende ayrı kalacak..
Seneye kısacık bir geri dönüş yapayım diye yazıyorum bu yazıyı, aralıkı bitirmiş olmamıza rağmen,vizelerimin başlayacak olması hasabiyle biraz geç gelmiş olacak,olsun varsın,değil mi:)
(alıntıdır..)

Bu yılla ilgili aklıma ilk gelen beni şiire inandıran insanla tanışmam oldu.Masal gibi geçen aylar,çocuktan daha çocuk,gördüğüm herkesten daha güçlü,bakışları,yüreği,elleri sıcacık  ve çok,çok güzel seven adam..Bu yıl, sen geldiğinden güzel..Sen benim biricik mucizemsin..
Saçının her teli rüzgar.
Sende sonsuzluğa doğru akan bir şeyler var.
İnsanın şiire inanası geliyor
Kar gibi birdenbire dağılası
Ve seninle bir kartopu olası
Kalbinin düğümlerini koparası..
(ilk defa bu kadar özel bir şeyi yazıyorum belki de ama bu yılı onu anmadan yazamayacaktım, affola...)


Şimdiii yılın kısacık değerlendirmesini yaparsak
   Bu yılın en sevdiğim serisi tartışmasız Ay Günlüğü Serisi oldu.Efsaneydi!!Birincisi; kitapları alıp ''aaa hiç de şaşırtmadı, tam da beklediğim gibi gelişti'' derseniz külahları değişiriz,küçüklükten beri bildiğimiz masalların uyarlanmış hallerini sunuyor zaten bize yazar,Bi' zahmet tahmin edin:D-ağır eleştiri içerir,oh rahatladım!:D-
Serinin güzelliği masalları geleceğe uyarlayıp bize -belki de hiç aklımıza gelmeyecek şekilde- bir dünya sunması.Herkese can-ı gönülden tavsiye ediyorum.

   Bu yıl en sevdiğim kitap gibi bir kategori oluşturmak çok zor,o yüzden beğendiğim kitapları alt alta sıralıyorum,hepsini tartışmasız tavsiye ediyorum:
1-Kırık Kalpler
2-Rosie Projesi
3-Bir Artı Bir
4-Silber 1-2(3'ü okumaya fırsatım olmadı.)
5-Her Şey
6-Hayalet Kalp
7-Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
8-Satranç
9-1984
10-İki Şehrin Hikayesi
11-Leylim Leylim
12-Sissoylu-Son İmparatorluk
13-Kızıl Kraliçe
14-Kızıl Yükseliş
(iki şiir kitabı da yazayım son olarak:)
15-Ahlar Ağacı-her zaman en sevdiğim şiir kitabı olacak sanırım-
16-Hasretinden Prangalar Eskittim

Bu yıl bayılarak dinlediğim şarkılar:
bir şarkıyı artık duymak istemeyecek olana kadar dinlediğim için liste kendini sürekli yenilese de yazdığım şarkılar ben de hiç eskimiyor..
-Hüsnü Arkan-Kırık Hava
-Eda Baba-Beni Vur
-Başıma Gelenler
-Lasse Lindh-Hush
-Apolas Lermi-Mektup
-Mark Eliyahu-Journey
-Yeni Türkü-Sezenler Olmuş
-John Denver-Annie's Song
-Reyhan Karaca-Sevdik Sevdalandık
-Oya,Bora-Seni Bana Yazmışlar
-Jamie Woon-Skin
-Sertap Erener-Olsun


bu yıl herkese tavsiye ettiğim filmler:
Tahmin ettiğimden daha fazla film izleyerek geride bıraktığım yılda genel manada kült filmlerden ve ödül almış filmlerden etkilendim.Zaten ne varsa eskilerde var diyorum ,listeye bu notu iliştiriyorum:)
-Wonderful is Life
-Spotlight
-Room
-Beyin Sarsıntısı
-Solace
-Leon-Sevginin Gücü-
-Prestij
-A Walk to Remember
-Zincirsiz
-12 Angry Men
-Truman Show
-En İyi Teklif
-Kocan Kadar Konuş-Diriliş-
-Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları
-Iron Man
 animasyon önerilerim:
-Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı
-Prenses ve Kurbağa
-Karmakarışık
-Leylekler
bayılarak izlediğim diziler
-Gilmore Girls
-Pushing Daises
-House M.D
-Oh My Venus-Kore dizisi-
-Splash Splash Love-mini Kore dizisi-
-The Legend of The Sea-Kore dizisi /devam ediyor-
-Goblin-Kore dizisi /devam ediyor-
-Descendants of The Sun-Kore dizisi-

***
Bu yıl en sevdiğim şehir:Eskişehir:)

Çok uzatmadan direk listeleri paylaşmış oldum ama yazdıklarımın hepsini gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum,yeni yıl listelerinize ekleyebilirsiniz:)
Yeni yılda ben de okuma hedefi koyayım diye düşündüm,bu yıl tahmin ettiğimden daha az kitap okumuşum zira..41 kitaptan 60 kitaba yükselteyim o zaman hedefimi.:)
Şimdiden hepinize mutlu seneler diliyorum,umarım bu yıl ülkemiz için,dünya için ve hepiniz için ayrı ayrı umut ve huzur dolu geçer.Sevmekten ve insanları sevmekten vazgeçmeyin..
Mutlu kalın:)



19 Kasım 2016 Cumartesi

Kitap Alışverişi

   Merhabalar efenim,ben geldim:)

Kitap alışverişlerini paylaşmayı o kadar çok özledim ki hazır kargom da elime ulaşmışken bu ay içinde aldığım kitapları size de göstereyim dedim.Şimdiden iyi okumalar dilerim..
kitabın adı:Geceyarısı Leydisi
yazarı:Cassandra Clare
sayfa sayısı:820
yayınevi:Artemis-ciltli
goodreads puanı:4.50

Öncelikle şunu söylemeliyim ;bu kitabı almayı o kadar uzun zamandır istiyordum ki ,durmadan kitabın resmine bakıp duruyordum.Sonunda kavuştuk:)
Cassandra Clare yeni bir seriye başlamış,Ölümcül Oyuncaklar-ki seriye ölüp bitmiştim-ve Cehennem Makineleri-okuduğum en iyi  kurgulardandı- serilerinin bendeki yeri ayrı.Bir kere kadın mükemmel yazıyor,kalemi çok akıcı ve olaylara 'aa bu olay şu kitapta da vardı,yine mi?!!' deme şansınız yok,kendine münhasır bir hayal dünyası var yazarımızın.Ne yazsa okurum,bir an tereddüt etmem. Hayranlığımı kelimelerle ancak bu kadar ifade edebildikten sonra kitaptan biraz bahsedeyim.
Söylemem gereken ilk şey bir seri kitabı olduğu..Üçlemenin ilk kitabı olarak karşımıza çıksa da eğer bitmemiş serileri okumaktan hoşlanmıyorsanız elinize almayın bence,ben tamamen kendime engel olamadığım için almış bulundum:)Arka kapağından anladığıma göre Ölümcül Oyuncaklar serisinde olduğumuz gibi yine Gölge Avcılarıyla karşı karşıyayız.Yalnız bu sefer Los Angeles'ta geçiyor olaylar.
İntikamını almak için harekete geçen Emma'nın maceralarını okuyacağız,ne diyeyim şu soğuk günlere ilaç gibi geldi:)
kitabın adı:Winter
yazarı:Marissa Meyer
sayfa sayısı:800
yayınevi:Artemis
goodreads puanı:4.50
Ay Günlükleri serisinin 4. ve son kitabı olan Winter sanırım ben gibi seriye vurgun olanları oldukça tatmin edecek zira serinin hiçbir kitabı bu denli kalın değildi:)
Kitaptan değil de seriden kısacık bahsedeyim,çocukluğumdan beri masallara bayılıyorum ki bu masalların modern versiyon uyarlamaları yada filme-diziye uyarlanmaları beni benden alıyor.Bu seri benim için çok anlamlı ;çünkü Marissa Meyer kimsenin yapmadığını yapıp 4 büyük masal kahramanımızı geleceğe taşımış.Okuduğum en güzel serilerde başı çeken bu seri,o kadar muazzam yazılmış ki hiçbir kitabında sıkılmadım-benim için  çok nadir bir durumdur bu,illaki serinin bir kitabı diğerlerinden daha durağan gelir- 
Cinder,Scarlet,Cress ve Winter çocukluğumuzun o tatlı prensesleriyle bizi tekrar buluşturuyor.
Seriyi toplu olarak başka bir postta anlatmak istiyorum ,mutlaka ama mutlaka okuyun,ben pişman olanı görmedim:)
kitabın adı:Golem ve Cin
yazarı:Helene Wecker
sayfa sayısı:638
yayınevi:Doğan kitap
goodreads puanı:4.09
Bu kitap sanırım alışverişimin en ilginç kitabı..Aslında çoğunuzun tanıdığını tahmin ettiğim hem blogger hem de youtuber olan Eren sayesinde bu kitabı aldım,o kadar beğenmiş ki insanın merak etmeme gibi bir olasılığı yok.Ayrıca konusu da bir hayli dikkat çekici bir masal:)
Arka kapağındaki yazı oldukça özetlemiş sanırım:
Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından,yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem..Ve bin yıllık esaretinden uyanan bir cin..Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında newyorkta kesişir.Farklı olmaktır onların kaderi..Hikayeleri herkes gibidir aslında,kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi..Ve tehlike onlar için sadece bir adım ötededir hep..
Yorumlardan ve arka kapağından anladığım kadarıyla büyülü bir aşk masalı..
Şunu da eklemek gerekirse eğer sizin de listenizdeyse bu kitap,almak için tam zamanı, şu an kitapyurdunda 9.90 tl.
kitabın adı:Tatlı Rüyalar
yazarı:Alper Canıgüz
sayfa sayısı:186
yayınevi:İletişim
goodreads puanı:3.91
Kitabı yine severek takip ettiğim Kronik Okur 'un tavsiyesiyle aldım.O, zaten Alper Canıgüz'ü çok seviyor ve bir videosunda başlangıç kitabı olarak bu kitabın oldukça iyi olduğunu söylemişti yanılmıyorsam.
Eğer absürd komedi seviyorsanız -Murat Menteş(Dublörün Dilemması),Emrah Serbes-bu kitabı da seversiniz diye düşünüyorum,zaten arka kapağındaki tanıtım da beni destekler cinste:
Hikayemiz,bir pazar sabahı gazetesini okumakta olan Hector Barlioz'un -ki kendisi Türkiye'de yaşayan bir Fransız Türk'üdür-şu ilanı görmesiyle başlar:
25 yaşında,iyi eğitimli,iki yabancı dil bilen sağlıklı genç,geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor.
Hector Berlioz aradığı adamı bulmuştur!
Umarım bu kitap,Dublörün Dilemması gibi beni kendine hayran bırakır,çok büyük umutlarla aldım^^
kitabın adı:Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
yazarı:Stefan Zweig
sayfa sayısı:62
yayınevi:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
-Klasik kitaplarda herhangi bir puanlama yazmayacağım,zira kült haline gelmiş yazınlar bunlar,hepsi okunmalı fikrimce.-
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabı uzun ve karşılıksız  aşkı anlatan bir mektuptan oluşuyor.
Kitabı almamda ana etken kesinlikle Stefan Zweig'ın kalemine hayran olmam.Her şeyi o kadar derli toplu,yalın yazıyor ki. Yazarı çok sevmem ise , tutkuyla yazdığını  kelimelerinden ,olayların yansıtılış biçiminden anlamanız.Cümlelerden tüm metne çok samimi davranıyor yazar..Bu kadar nadide bir insanla tanışamayacak olmak ne acı..
Başlangıç olarak en ünlü kitabı Satranç'ı okumanızı öneririm,büyük bir deha olduğunda hem fikir olacağımıza eminim.
kitabın adı:İçimdeki Müzik
yazarı:Sharon M.Draper
sayfa sayısı:263
yayınevi:Genç Timaş
goodreads puanı:4.36
Şimdi efenim kitabın kapağında 48 ödül aldığı ,bunun hemen altında ise New York Times Bestseller olduğu yazıyorsa bu kitabı okumayalım da ne yapalım,değil mi?:)
Hepsini geçtim alıntı olarak öyle bir şey yazmışlar ki, kitabı şimdiden sevmemi sağladılar:
''Şimdiye kadar tek kelime konuşmadım.neredeyse on bir yaşındayım''
Okumak için sabırsızlanıyorum.
Çocukların ağzından anlatılan kitaplar o kadar duygusal ve saf oluyor ki okurken insanın içi sıcacık oluyor,dünyadaki masumluğa olan inancı tazeliyor.
O zamanlardaki masumluğumuzu üzerinden yıllar geçtikten sonra fark etmek çok acı değil mi?
(Çocukların ağzından anlatılan birkaç kitap yazıp hepsini ayrı ayrı sevdiğimi ve çoğunda ağladığımı da eklemeliyim.
-Şeker Portakalı,Küçük Prens,Sol Ayağım,Hayalet Kalp,Çocuk Kalbi..)
kitabın adı:Amy ve Roger'ın Efsanevi Yolculuğu
yazarı:Morgan Matson
sayfa sayısı:470
yayınevi:Ephesus-ciltli
goodreads puanı:4.05
Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere bir yolculuk kitabı okuyacağız.Kitabı elime alana kadar böylesine ince düşünülmüş bir yazın olduğunun farkında değildim.Kitabın içinde çalma listeleri,karakterlerin tuttukları notlar vs. var ve sanki yolculuk eden sizsiniz gibi hissettiriyor.Bu fikri çok sevdim,çok güzel düşünülmüş..
Arka kapağındaki tanıtım ise şöyle:
Amy Curry'nin hayatı altüst olmuştur.
Çünkü Amy lise son sınıfa geçmek üzereyken,annesi yeni bir başlangıç yapmak adına California'dan Connecticut'a taşınmaya karar verir.Amy şimdi yuvası bildiği yerden ayrılıp ülkenin bir ucundan diğerine gitmek zorundadır.Çıkacağı bu yolculukta ise ona annesinin eski bir arkadaşının oğlu olan Roger eşlik edecektir.Amy onu yıllardır görmemiştir ve doğru düzgün tanımadığı bir çocukla onca yolu katetme fikri ona hiç de cazip gelmemektedir.Ama işler hiç de Amy'nin düşündüğü gibi gitmez.Çok geçmeden yolculukları alabildiğinde renkli,heyecanlı ve sürprizlerle dolu bir hal alır.
Fikrimce çıtır bir romantik yol hikayesi..
(Yolculuk  hikayelerini seviyorsanız bu türde sevdiğim iki kitap olan
Bir Artı Bir ve Kağıttan Kentler'i okumanızı öneririm.)
kitabın adı:Ölmek İçin On Üç Sebep
yazarı:Jay Asher
sayfa sayısı:302
yayınevi:Artemis
goodreads puanı:4.05
Yıllardır ismini duyup,okumak isteyip de bir türlü imkan bulamadığım kitaptı Ölmek için On Üç Sebep.Kitapla alakalı şimdiye kadar hiç kötü bir yorumuna denk gelmedim.Oldukça ilginç konulu, kapağında da yazdığı gibi' ağır ve merasim'' kitabı okuyacağım sanırım..Arka kapağındaki tanıtımı da ekleyip kitap hakkında başka bahsedecek bir şey bulamayıp susuyorum:))
Hannah Baker ölmeden önce birkaç kaset doldurmuştu.İntiharının nedeni olarak gördüğü kişilerin adları bu kasette gizliydi.
Clay Jensen,Hannah'ın doldurduğu kasetlerle ilgili hiçbir şeye karışmak istemiyordu.Hannah ölmüştü.sırları da onunla birlikte gömülmeliydi.
ancak Hannah'ın sesi,Clay'e kasetlerde onunda adının geçtiğini söyledi.Clay gece boyunca kasetleri dinledi.
..Öğrendiği şey,hayatını sonsuza kadar değiştirecekti.
Bu aralar okuyacaklarım bu kadar..
Siz neler okuyorsunuz?
Mutlu kalın efenim..









6 Kasım 2016 Pazar

Ben Bugünlerde#15

 Merhabalar,uzun bir aradan sonra yine geldim.Bu ara olabildiğine uzun oldu sanki,en azından buranın kıymetini hatırlamaya yetecek kadar.Bu aralar çoğu şeyin kıymetini yeniden sorguluyorum..Para,arkadaşlık,dost,kahve,sarılma,kokular,günbatımı... Hangileri sahiden önemli acaba,hangileri için üzülmeye değer?..
Bu yazıyla blogtaki tozlar havalansın diyerek bir giriş yapayım ..

4.kitabımı elime alıp onu da yarım bıraktıktan sonra sonunda bir kitabı bitirebildim.Bu kadar kıymetli bir kitap olacağını tahmin etmeden başladığım ama sayfalar geçtikçe içindeki cümlelere,kurguya-ki tamamına-,yapılan tespitlere bayıldığım bir yapıt oldu Her Şey..Yazarın dili fikrimce John Greenle Rainbow  Rowell arası.Yani iki müthiş yazarın karışımı nasıl olur orasını  siz düşünün:)
 Konusundan kısacık bahsedecek olursam-zira tüm heyecanını kaçırmak istemem-:
Bir genç kız.18 senedir dışarıya adım atmamış,ta ki Olly hayatına girene kadar.Oldukça gerçekçi mesajlarla dolu birkaç aydan sonra yapılan birkaç çılgınlığın bedeli..
  Hayat aslında ufak tefek çılgınlıklardan oluşmuyor mu?Aslında en basit gibi görünen kararlar bile hayatımızda değişiklik meydana getirecek belli başlı olayların başı yada sonu değil mi?
Bu kitap okunmaya değer.
***
-Şimdiye kadar sahip olduğun tek arkadaşı da bir parça gönül yarası yüzünden kaybetmeyi gerçekten istiyor musun?
İçinde gönül yarası hikayeleri geçen bir sürü kitap okudum.Hiçbirinde 'bir parça' diye bir tanım görmedim.İç parçalayan,evet.Bir parça,hayır.
*
Gülümsememeye çalışmak sadece daha çok gülümsemenize yol açıyor.

Oruç Aruobo'nın kitaplarından birini daha önce okumamıştım ve bu kadar yalın bir gerçeklikle yazdığını bilmiyordum.De ki işte yazarın,pasajlar şeklinde (felsefi demenin bazılarına korkutucu geleceğini düşündüğümden) sade ama bir o kadar da etkili düşüncelerini anlattığı bir kitap.Fikrimce herkes kitapta kendine ait en azından birkaç cümle bulur.Yaşadığımız ama anlamlandırmakta zorlandığımız düşünceleri doğal bir dille öyle anlatmış ki Oruç Aruoba, her paragraftan sonra uzun uzun düşünmek istiyor insan.Velhasıl,bir oturuşta bitirmelik değil de,herhangi bir zaman herhangi bir sayfasını açıp okumalık sonra da bol bol düşünmelik bir kitap.Herkesin başucunda olmayı fazlasıyla hak ediyor nacizane fikrimce..

***
Yaşamında,şunları da yaşayabileceksin:-
1)Birisini,ona söyleyecek bir şey bulamadığın için,aramak...
2)Birisini,onu artık görmeyeceğini söylemek için,beklemek...
3)Birisini,onu görmemeye dayanamadığın için,terk etmek...
Neler yaşamayacaksın ki!...
Dersler son sürat devam ediyor,her ne kadar ben yeni sayılabilecek bir zamanda çalışmaya başlamış olsam da..Alttan kalan derslerimle bu yılın programı oldukça ağır geldi.Bu sene ne yapıp edip seneye ders bırakmamaya çalışacağım,zira yazın kavurucu sıcağında ders çalışmaya çalışmak tam bir zulüm...
-Dağınık çalışmayı sevdiğimi söylemiş miydim:)-

Bugünlerde bol bol liste oluşturup hepsinde kaplumbağa misali ağır ama emin adımlarla ilerlediğimi de eklemek isterim.Okunacak ve alınacak kitaplar listesi,izlenecek filmler,belgeseller,diziler,animasyonlar listesi,yapılacak tonla ,üst üste birikmiş şeyler listesi...
Bir işin başına geçmek hiç bu kadar zor olmamıştı,Yani bu kararsızlık dönemleri insanın başını daha da çok ağrıtmıyor mu sizce de?Bir de sonbaharın etkisi çok büyük bende.Mevsim değişikliği dendi mi yok oluyorum.Birkaç günden biraz daha fazla mevsime adapte olmakla geçirdikten sonra 'oh be!alıştım!' derken ve mevsimle kaynaşmaya ,birbirimize uzaktan da olsa gülümsemeye başlamışken diğer mevsim bu güzelim merhaba-merhaba ilişkimizin arasına girmek istiyor.Zoraki yada değil ,herhangi bir şekilde onun gelişini kabul ettikten sonra bir de onunla uzaktan uzağa bakışıyoruz bir süre.Dediğim gibi mevsim değişikliği dendiğinde ben yok oluyorum.Kendimi koltuktan kazımak için oldukça uğraşmam gerekiyor.
Artık kış da geldiğine göre ben  bir süre de kışla ahbap olmaya çalıştıktan sonra umarım üzerimdeki şu ''şunu mu yapsam?Ay yok şunu yapayım.aman en iyisi oturayım ben'' kararsızlığından kurtulurum.
Ben gibi mevsimlerle bu garip ilişki içinde olanlar korkmayın,yalnız değilsiniz.

Bu manzaranın size ulaşma öyküsünü de buraya sıkıştırayım-tabiki de anlatacağım, onca emeğe,alın terine ve kahıra değsin :)-
Final dönemi deli divane ev aradıktan sonra -çünkü final dönemi yapacak daha iyi bir işim yoktu(!)- ennn sonunda kendime göre ufacık tefecik ama harika  Ankara manzarasına sahip,bütünnn odaları güneş alan-buraya dikkatinizi çekmek isterim: bütüüün odaları- bir tane bulabildim.2-3 ay taşınmakla cebelleştikten sonra sizlere bu yazımı büütüüün odaları güneş alan fakirhanemden yazıyorum..Güneş doğuyor,batıyor,her hali mükemmel her anı unutulmamak için  direnmelik bu görüntüler burada yaşamak için değer.
Ama efenim bu taşınma denen illet insana yeter ulen nidaları arasında her şeyi anneye yıkmak için harika bir durum değil mi?Yani tebdili mekanda ferahlık vardır tamam da işe yarayacaklar ve yaramayacakları benim yerime başkası ayıklasa , olmuyor mu?
12 Kızgın Adam ,Sidney Lumet'ın yönettiği 1957 yapım bir dram filmi.Konusundan yada etkilerinden bahsetmeden önce filme çok önyargıyla yaklaştığımı söylemem gerekir.İzlemeye çalışan ve dayanamayıp bırakan o kadar çok arkadaşım vardı ki..Bunun nedeni bir buçuk saat boyunca filmin bir odada geçmesiydi.Ve şimdiki düşünceme göre; bu film, tüm önyargıları bir bir yıkarak filmin bir odada geçmesinin sürükleyicilikle bir alakasının olmadığını gösteriyor.
Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak:
Amerika'da 1.derece cinayetle -babasını öldürmekle-suçlanan bir çocuğun jüri üyeleri tarafından suçlu yada suçsuz bulunması üzerine bir tartışma yaşamalarını anlatıyor.Tüm kanıtlar çocuğun aleyhine görünse ve çocuk geçmişinde çeşitli suçlara bulaşmış olsa da bu 12 insanın kah  birbirlerine bağırarak kah birbirlerini destekleyerek ortak bir yol bulmaya çalışmalarını göz dolduran bir gerçekçilikle önümüze getiriyor.
Bir tiyatro metninden uyarlanan filmde belli başlı hepimizi ilgilendiren konulara da o kadar göz yormadan değinilmiş ki..
Örneğin,açık oy ve gizli oyun insanlar üzerindeki etkisi,kamu avukatlarının davaya verdikleri önem,insanların kişisel meselelerinin dünya görüşlerini ve düşüncelerini şekillendirmesi..
Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği,gerçekliğinden içip perdeye uyarlanan bir yapımdı.İzlemeyenlerin mutlaka izlemelerini tavsiye ediyorum.harikalığına sizde şaşıracaksınız.
***
*Ne zaman önyargılarınızı kullansanız gerçeği göz ardı edersiniz.
*Bir çocuğu elektrikli sandalyeye göndereceklerin ifadeleri kesin olmalı.
Gelen kış günlerine özel bir kurabiye tarifi paylaşıp,tarçın sevenlerin bayılacağı bir tarif olacağını garanti ediyorum.-Tarifi internetten bulduğumu hatırlamama rağmen siteyi hatırlamadığımı da eklemeliyim.-
malzemeler:
yarım su bardağından biraz fazla pudra şekeri
1 paket margarin
2,5 su bardağından biraz fazla un
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı tarçın
üzeri için:
pudra şekeri 
tarçın
*
Oda sıcaklığında yumuşamış margarin,un,pudra şekeri ve vanilya yoğrulur.Ele yapışmayacak kıvama geldikten sonra tarçın eklenir,biraz da yoğrulur,şekil verilir.
160-180 derece fırında hafif pembeleşene kadar pişirilir.
Soğumadan tarçın ve pudra şekeri karışımına bulanırlar.
afiyet olsun:)
Bu aralar çok dinlediğim şarkıyı ve bu güzelim şiiri de buraya bırakıp hepinize huzurlu zamanlar diliyorum,mutlu kalın:)
*
''Kim bir şairi kırsa 
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan...''