2 Kasım 2015 Pazartesi

Sevdam Boğazıma Takıldı...

      Sonra hiç sevmemiş gibi gitti.Gidilir miydi,o kadar kolay mıydı hiç sorgulamadım.Öyle bir gidişle gitti.Gelmeyeceğini ispatlarcasına hızlı çarptı kapıyı. Kedim kapıyı tırmaladı. Sanırım dedim bir kitap çıkar gidişine…Kapıya ve bana.. Panjurdan yüzüme vuran güneşle uyandım sabah.Günaydın, dedim panjura, kedime ve kapıya..Çay demledim bolca tıkırdayarak ,ayağımı yere vurarak, radyoyu son ses açarak. Ama ne yaparsam yapayım evin duvarlarına sinmiş kahkahasını yok edemiyordu ,bir de o kapının çarpma yankısını… İçim bu kadar gümbürderken sokağın sessizliği daha da delirticiydi fikrimce. Duvarlar bana gülüyordu.Ben radyodaki şarkıya katılıyordum höpürdeterek içtiğim çay eşliğinde.
     Üst komşum kapımı çalıyordu kızgınca.Ben o zannedip bir aşkla aşıyordum tüm koridoru.Kedim kapının yanında uyuyakalıyordu ben de yediğim bin azarla yanına çöküyordum. İnsan bu yaşta annesini ister mi yanında.Hem de nasıl… Gitti anne,demek istedim.  Tüm her şeyini el kadar valize sığdırdı,o kadar az eşyası getirmiş sahi.Nasıl fark edemedim.Eh sevmiyormuş da..N'apmalı?…Sevdam boğazıma takıldı.
    İçimin canı diye sevdiğim adam giderken kedimin terk etmesi daha da vahimleştirdi durumu.Birkaç  gün gene gelir diye kapatmadım kapıyı.Kedimden ziyade onun için.Anahtarını bırakmış giderken.Gelirse dışarıda kalmasına razı olamadığımdan aralık kaldı kapı…Kedim neden gitmişti sahi,dayanamamıştı sanırım kahkahalara.  Ona kedim diyebilir miydim artık.Evimden çıkınca yine de benim olur muydu? Ya o beni sevmezken ve el kadar bir valizle kapıyı çarpmışken sevilir miydi? Sevsem ayıp olur muydu kendime. Kendim cevap vermedi soruya. İçime kaçmıştı, içimin canı gidince demek ki .. konuşacak gücü yok dedim ,üstüne düşmedim.
    Duvarlara baktım.Kahkahalar tozlanmıştı.Tozları boğazıma kaçtı,gözlerimi yaktı tadı.Bir tozlarını alayım deyip yüksek perdeden bir şarkı açtım.Tüm şarkılar mı tek finale bağlanır,deyip kızdım canım ülkeme ve şarkıların iflah olmaz finallerine. Kalktım  çay demledim bolca tıkırdayarak, ayağımı yere vurarak. Ama ne yaparsam yapayım dinmiyordu içimin  gümbürtüsü.Kulaklarımı kapattım.Anne dedim sonra. Sevdam boğazıma takıldı.Pastil var mı? El kadar valizle gidilir mi?Gidiyorsan her şeyini toplayıp gideceksin. Kahkahalarını, şarkıları,canımı…
    Ne varsa hepsini alacaksın.Kim uğraşacak bu kadar tozla şimdi.Ben anlamam hem temizlikten.Nasıl bıraktıysan öyle yaşarım. Bir ileri bir geri…
    Anahtarı koydum masaya.Çay bardağını da dolmuş tezgahın kıyısına. Kapıyı nazikçe çektim kahkahaların  üstüne. Tozlar havalandı.açık camdan  denize doğru yol aldı.
             Sevdam boğazıma takıldı…


20 Ekim 2015 Salı

Edebiyatla nefes alanlar olarak bir yola baş koyduk,dergimize göz atarsanız beni de arkadaşlarımı da çok mutlu edersiniz^^.Buyurunuz efendim,şimdiden ne iyi ettiniz de geldiniz,bizleri mutlu ettiniz:)
                                                                    AVLU edebiyat dergisi

19 Eylül 2015 Cumartesi

Ben Bugünlerde#12


 Sevgili eylül ayından hepinize merhabalar:) Şimdi şurada sonbaharı bir zamanlar 'Huzur veriyor ama' diye kendimi ikna etmeye çalışmama rağmen  oldum olası sevmediğimi; çünkü yapraklara basınca kendimi kötü hissettiğimi ve şemsiyemi olur olmadık zamanda yanıma aldığım için çoğunlukla yağmurda ıslandığımı,her şeye rağmen yaprakların renklerine bu mevsimde vurulduğumu , bisikletin ve kahvenin en çok bu mevsime yakıştığını söylemek isterdim ama tabi ki yine içime atacağım tüm iç döküşlerimi:D Bu mevsimi sevenler özel insanlarsınız hepinize selam olsun:)
  Bu Günlerde postumu bayramdan hemen önce yazayım ki sonradan okul hazırlıklarıyla uzun bir süre sarkmasın istedim,yazıların aralarını bu kadar açtığım da görülmüş şey değildir ya(!):D Geçelim görüşmeyeli vaktimi nasıl çatır çatır yediğimeee...
    Çok güzel kitaplar okudum  bu aralıkta,benim için oldukça verimli bir zaman dilimi oldu anlayacağınız.özellikle uzun sürüdür düzgün bir kitap bitiremediğimi düşünürsek.aralarından en sevdiğim kitaba burada yer vereceğim lakin seçmek çok zor oldu,özene özene hazırladığım bir diğer postta diğer kitapların yorumlarını da okuyabilirsiniz;)
Nietzche Ağladığında
Ben böyle bir kitap okumadım,müthişti!! İnsanı sürekli düşünmeye sevk eden cümleler mi,Freud,Nietzche gibi insanların görüşlerini bu denli iyi yansıtan diyaloglar mı desem,hepsi birbirinden iyiydi.İşte yazar dediğin böyle olur dedirtiyor kendine Ilvin D.Yalom.
Kitabın konusunda biraz bahsedecek olursak buna arka kapağıyla başlamamız iyi olur.
Bir gün,erkeklerin başını döndüren kadın,Salomé Nietzche'den habersiz Breuer'e gelir.'Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede,Nietzche ümitsiz.Ona yardım edin' der. Breuer Salomé'yi tekrar görebilmek umuduyla 'peki ' der.Ve varoluşun kader,inanç,hakikat,huzur,mutluluk,acı,özgürlük,irade...ve neden,nasıl gibi önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar.
Ümitsizlik ve korkunun harmanlandığı konuşmalar sırasında psikanalizin doğuşuna şahitlik etmek kitabın en güzel noktalarından biriydi.
Dr.Breuer'in kendiyle yüzleşmesi ve Nietzche'nin içinde verdiği savaş her satırda içtenlikle anlatılmış,bazı yerleri iki kere okumam gerekti derinlemesine anlamak için,hala tam olarak sindirebildiğimi düşünmüyorum. İleride tekrar okumayı düşünüyorum,işte bu yüzden popüler edebiyattan kaçıp biraz nefes almak ve kendinizi sorgulamak için-zira rüyalarım bile karmaşıklaştı okurken-okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum. 
Şuna da değinmek istiyorum;bazı kitapları nasıl okuduğunuzu unutmazsınız,koku hafızası gibi kitabı elinize aldığınız anda hatıralar zihninize doluşur.Bu kitap bana, annem elinde örgüsüyle meşgulken ben de karşısında koltuğa kıvrılmış elimde kitap'' şuna ne dersin ya da buna bak ''şeklinde  yaptığımız 'kendine pencereden bak' temalı uzun konuşmayı hatırlatacak. Güzel bir anı daha girsin kalbime...
Bir kaç alıntı güzelim kitaptan:
*Bir kitap alıp bizi diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir?
*Hastalığım hakkında ne biliyorsa bana anlatıyor;üstelik bundan daha da dikkat çekici bir yanı var: Bilmediklerini de anlatıyor.
*Sanki bütün hayatım boyunca yanlış melodiyle dans edip durmuşum.

 film:Kingsman
En sevdiğim şeylerden biri kardeşimle film izlemek,olaylara bakış açımız çok farklı olunca daha da güzelleşiyor:D Ne zaman sinemaya gitsek -beklediğimiz ortak bir film yoksa- o aksiyon savaş filmleri diye ısrar ederken ben de komedi -romantik filmler diye diretiyorum,tabii onu kıramayıp (beğendiğimi ona asla itiraf etmesem de) çok güzel aksiyon filmleri de izledim:D
İşte şimdi bahsedeceğim film de bayılarak izlediğim, aksiyon ve komedi türünün mükemmel örneklerinden biri.Tekrar söylüyorum ba-yıl-dımm!!
İngiliz yapımı filmimizin yönetmeni Matthew Vaughn'u bir diğer yapımı olan Stardust(2007) filmini de çok severek izlemiştim ,şimdi bahsedeceğim Kingsman de yanında yerini aldı:)
Başrollerde Colin Firth,Samuel L.Jackson ve Taron Egerton'u izlediğimiz filmin konusundan ve oyuncularından azıcık bahsedeyim artık:D
Film casusluk üzerine bir kurgu üzerine oturtulmuş olup Eggsy'nin babasını kaybettiği küçük yaşlarda iyilik borcu olarak arkasında telefon numarası kayıtlı bir madalyon verilmesini ve Eggsy'nin bunu karakolda tutuklu kalınca kullanıp Harry Hartla tanışmasını ve bu tanışmayla hayatını bulmasını anlatıyor. Devamında ise olaylar şöyle gelişir; gizli bir istihbarat ajanı olarak yetiştirilen ve birbirinden ilginç sınavlara  tabi tutulan gençlerden yalnızca biri ajan olabilecektir ve Eggsy bunun için var gücüyle savaşır.
Başrolde yer alan Colin Firth'ün(Harry Hart) birbirinden iyi,hangi filmlerde yer aldığından bahsedeyim şimdi:Zoraki Kral,Geçmişin İzleri,Dorian Gray ,Uyumadan Önce...Rolleribirbirinden çok farklı olmasına rağmen hepsinin üstesinden başarılı olarak gelmiş ve en sevdiğim sanatçılar arasında yer alan bu oyuncu için bile izlenir film:D
 Gizli istihbarat ajanı olan Harry Hart geçmişinde hayatını kurtaran, kendi yetiştirdiği bir ajanın oğluna borcunu ödemek için çabalamakta ve aynı zamanda gizli bir amaç doğrultusunda birleşen bir grubun da hedeflerini öğrenmeye çalışmaktadır.
Diğer bir başrolümüz ise Taron Egerton(Eggsy).Oyuncuyu ilk defa bu filmde görmeme rağmen genç oyuncu gelecek vaat ediyor,role çok yakışmıştı.Hafif başına buyruk,sadakati önemseyen ve casus:D Filmde yer alan ve kötü adamların başındaki dahiyi canlandıran isimse Samuel L.Jackson.Bu adam hakkında bir şey söylemeye bile gerek yok aslında,müthiş bir oyuncu! Captan America,Ucuz Roman ,Yenilmezler gibi adlarını tarihe yazdıran filmlerde rol aldığından bahsetsem ve filmde hafif kafayı sıyırmış ve katil olmasına rağmen kan tutan bir adamı-ki çok komik replikleri vardı- canlandırdığını söyleyip sussam mesela:D
-Biraz önce internette dolaşırken karşılaştığım bir bilgiyi de ekleyip ,filmi aksiyon ve casusluk filmlerini beğenen herkese şiddetle tavsiye ederek yorumuma son veriyorum.Film Mark Millar'ın Kingsman adlı çizgi romanından uyarlanmış, izlemek için  bir neden daha!:)

Uzuun iki yorumdan sonra araya hemen sevdiğim ve dinlediğim şarkıları da sıkıştırıyorum,buyurun dinleyin efem:))
-Geçmişten Esintiler: Demet Sarıoğlu-Arnavut Kaldırımı
-Ennn sevdiğim: Frank Sinetra-I Love You Baby
-Dinlemem ben deme, dinliyorsun:D: Müslüm Gürses-Asi ve Mavi
-Yeni keşfedilenlerden:İrem Candar-Göğe Bakalım

 Dizileri genelde yarıda bıraktığım bir dönemden sonra art arda ve sıkılmadan izlediğim bir diziden bahsetmek istiyorum şimdi de:Orphan Black.
Tür itibariyle aksiyon ve gerilim olsa da yer yer romantik unsurları da barındıran dizinin konusu oldukça ilgi çekici.
Sarah tren raylarına kendini atan kadının kendisiyle aynı yüze sahip olduğunu fark eder.'Acaba ikizim mi var?' derken kendisinden iki tane değil daha fazla olduğunu ve klon olduklarını öğrenmesiyle zaten karmaşık olan hayatı daha da karmaşıklaşır. Sarah ve diğer klonların rollerini kendisini WomanInGold filminden tanıdığım Tatiana Maslany canlandırıyor. Rus,İngiliz,Fransız.. ve birbirinden olabildiğine farklı kişilikleri o kadar iyi oynamış ki sanki başka insanlarmış gibi geliyor size. Şimdilik 3 sezon olan dizinin her sezonu 10 bölümden oluşuyor ve 4.sezon için de izinleri alınmış.Bize de büyük bir heyecanla Nisan 2016'da yayınlanacak 4.sezonu beklemek kalıyor.
 İzleyin diyorum,pişman olmazsınız!:),
(Kore dizilerinden de önerebileceğim ve şimdilik 7 bölümü yayınlanmış olan Twenty Again:).Çok tatlı ve güzel bir yapım olmuş,bittikten sonra yorumumu paylaşacağım^^)


Bugünlerde içimin içime sığmamasının bir diğer nedeni ise ilk yağlı boya tablomu büyük uğraşlar sonunda bitirmiş olmam!^^Başta dikkat etmediğim pek çok ayrıntının aslında ne kadar önemli olduğu geç fark ettiğim ve dikkatim kısa sürede dağıldığı  için biraz uzun bir sürede bitmesine rağmen ilk göz ağrım olması sebebiyle ben de yeri ayrı:)Yıl içinde de devam etmeyi düşünüyorum resme zira yağlı boyanın kokusu bile beni mutlu etmeye yetiyor:))Her seferinde dediğim gibi sabrı olan ve yüzey okumayı iyi bilen herkes resim yapabilir,sabır önemli, çok çok önemli:D


Emine Beder'in sodalı iki renk kekini ben çok sevdim!! Sizinle de paylaşmak istedim,hem kolay yapılışıyla hem de yumuşacık olmasıyla gönlümü çaldı ,''ben niye kek yapamıyorummm?!!'' serzenişlerime de son noktayı koydu:D
malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı sıvıyağ
2 su bardağı şeker
3 su bardağı un
1 paket vanilya(2 paket de katabilirsiniz.)
1 paket kabartma tozu
2 yemek kaşığı kakao
1 adet limon rendesi
1 su bardağı soda
Yapılışı:
yumurtaları şekerle beyazlaşıp köpürene kadar çırpın.
Sıvı yağı,sodayı,limon rendelerini ve vanilyayı ekleyip çırpmaya devam edin.
Elenmiş unu ve kabartma tozunu ekleyip karıştırın.
Hamuru ikiye bölüp bir yarısını kakaoyu ekleyin.
Yağladığınız ve unladığınız kalıba önce sade olan hamurun yarısını,onun üstüne kakaolu hamuru boşaltın.En üste de kalan sade hamuru boşalttıktan sonra önceden ısıtılmış 180' fırında pişirin.
 Keki kalıptan çıkardıktan sonra üzerine pudra şekeri serpebilirsiniz..
Şimdiden kolay gelsin ve afiyet olsun:))
(yazma hallerinden:))

Orhan Veli'nin güzel şiiriyle yazıma son verirken severek dinlediğim şarkıyı da
buraya bırakıyorum.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım.
Böyle havada aşık olduk;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.



Siz neler okuyup neler izliyorsunuz,önerilerinizi de benimle-bizimle paylaşırsanız mutlu olurum.^^
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın efendim:))


11 Eylül 2015 Cuma

Bir Köşede Dursun...

Hayatımın bir döneminde kim ne dersin ciddiye alıyor, onların önerdikleri gibi bir insan olmaya çalışıyordum,delilik!İnsan kendine kendini sevdirmeyi  bırakıp, başkalarına sevdirmeye çalışır mı kendini?Hem de ne sevdirme!Herkesin dertleri tasalarıyla ilgilen Güzin Abla gibi ortalıkta gez ama bir derdin tasan olduğunda ciddiye alınma.Uzun bir zaman böyle devam etti  bu ,olayı o kadar içselleştirmişim ki farkında değilim kukla olduğumun ,yüzüm de bir maskeyle gezdiğimin.Sonra dedim ki 'Bırak ne halleri varsa görsünler ,yeter artık!'Kendi hayatımı yaşamaya enerjim kalmıyordu. O zaman da sen değiştin olayı baş gösterdi tabi. Düşünebiliyor musunuz insan kendi kendine bir süre geçirmek istediğinde ve bir nebze anlaşılmayı düşündüğünde  bu konuşma yapılıyor sana .Hobaaa başa döndük! Sorunum; problemlerle ilgilenmek, onları dinlemek değildi.Her zaman sevmişimdir yardımcı olmayı insanlara ama sizin sırlarınız ortalıkta faklı versiyonlarda dolaşmaya başladığında-ve bunu tabi ki en son siz duyuyorsunuz- ya da siz bir şey anlatırken acı tatlı yanında olmaya çalıştığınız bir insan sizi dinlemediğinde en büyük hatanın,hayatımın ilerleyen safhalarında yanımda istemediğim onca insanla muhatap olmak olduğunun farkına varıyorsunuz.. Fikirlerine zerre önem vermeyeceğim insanların tavsiyelerini bu kadar ciddiye almamalıydım,kendimden uzak düşmemeliydim.Koyun sürüsü fikrinden hiç haz almayan ben ,ağzımı açıp bir şey söylemek için çırpınırken sustum en kötüsü de.En sonunda yavaş yavaş uzaklaştım o insanlardan,incitmemeye çalışarak.
Hayliyle girdiğim yeni ortamlarda hemen bir duvar ördüm kendime,incitilmekten kaçıyordum .Tabi bu bahsettiğim somurtuyorum etrafta,kimseyle konuşmuyorum değil.Sadece bazı şeyleri çok güvendiğim ve sevdiğim insanlara anlatmayı öğrendim.İnsanlarla yüzeysel olduğunda kırılma ihtimalin yarıya iniyor..(Çok sevdiğim ve seveceğim bir insanla tanıştım duvarlarım bu denli aşılmazken.Beni sevebilir misin ,dedi.Naif ruhlu birinin naif ruhlu cümleleri.Anlaşılmayı özlüyor insan o denli uzun aradan sonra. Duvarlarımı yıktım ona karşı,anladı beni.Yardımcı oldu yaralarımı sarmama.İşte öğütlerini dinlediğim nadir insanlardan biri de o. Bu yazı hem onu özlediğimden ,yan yana geldik mi ölümüne konuşmayı,içtiğimiz bir kahvenin kırk yıllık hatırını hem de kendimi kısacık da olsa anlatma ihtiyacı içimde hasıl olduğundan yazıyorum bir yerde de)
 Şimdilerde yüzeysel olmak için çaba dahi sarf etmiyorum,kendiliğinden kalbimi ısındığı insanlarla paylaşıyorum hayatımı.Devamı ortaya karışık oluyor işte.. Benim ve düşüncelerimin  ortada çarçur ettiklerine çok şahit oldum. Kalbimi sigortalıyorum böylece.İnsana insan olduğu için önem veririm o ayrı,iyiniyetle yaklaşmaya çabalarım ama kalbimin ısınmadığı insanla yakın olmamaya özen gösteririm. Kendi kendine büyütme diyenlerde oldu.Ne yapabilirim ben ince eler sık dokurum.Nasıl davranırsan öyle karşılık görmek istiyorsun,bundan da vazgeçmeye çalışıyorum şimdilerde.
Bu yazıyı yazmamın diğer bir sebebi de geçmişte birinin  'Olduğu gibi değilsin' tarzında bir şey demesi oldu burada.O kadar uzun süre düşündüm ki gerçekten yapmacık mıyım ben diye?Halbuki buraya içimden nasıl gelirse öyle yazıyordum,gizleme ihtiyacı duymadan.Sonra kendime dedim ki ''Bilakis olduğum gibiyim efendim ,sadece yaralarımı sermem ortalık yere,tecrübeler insanı emiyor bir süre sonra..'' Bunu yazmasam kaç yıl daha büyüyecekti kim bilir içimde. Yaralarım var,onları yavaş yavaş sarmaya çalışıyorum,buraya da kendimi mutlu hissettiğimde yazıyorum diye böyle bir yorumu hak etmemiştim sanırım,neyse çok da mühim değil,isteyen istediği gibi düşünebilir,saygı duyarım.
İşte böyle..Rahatlamış hissediyorum şu anda:D Aklımdan geçenleri olduğu gibi yazdığım bir yazı oldu.bir köşede dursun en iyisi..
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın dert ortaklarım..

4 Eylül 2015 Cuma

Yeni kitaplaaar,hangisinden başlamalı?:)

    Mutluluktan uçuyorum,evin orasında burasında detone olmaya mahkum sesimle şarkı söyleyip duruyorum,kitaplarımın üst üste dizilmiş muhteşem görüntüsüne bakıp ,tekrar dönüyorum şarkıma lalala:D 
Size de şimdi kitaplığım yeni üyelerini tanıştırayım o zamaaan^^
On Üç Günün Mektupları-Cemal Süreya-YKY 
Yky'i ve Can Yayınlarının üzerine yayınevi tanımıyorum ,bu kadar güzel ve sade kapaklar hazırlayan nadir yayınevlerinden ikisi de.
Kitap Cemal Süreya'nın eşine hastanedeyken  bıraktığı birbirinden güzel 13 mektuptan ve eklerden oluşuyor.Düşünebiliyor musunuz ,hasta eşi 13 gün boyunca hastanede yatıyor ve o da her gün bir mektup yazıp yanıbaşına bırakıyor,ne büyük bir incelik...
Arka kapağındaki şu cümle yeter de artar zaten hassasiyeti anlamaya:
''Sen birinci hamura basılmış dokuz punto beyaz karaktersin.Alınyazımsın,daha doğrusu alınyazımın tek okunaklı yerisin.''Ama beni asıl çeken şu cümlesi oldu  ''Sevmek ne uzun kelime!''...
 Kitabı gördüğümde  Milena'ya Mektuplar ve Kafka'nın o yazı stili aklıma geldiği içinde almış olabilirm tabiki de,ama söz konusu Cemal Süreya ise okumaktan pişman olmayacağımı düşünüyorum.
Jane Austen Hayatımı Mahvetti-Beth Pattıllo-Pegasus Yayınları
Önceki yazılarımı okuyanlar büyük bir Jane Austen hayranı olduğumu anlamıştır diye düşünüyorum,ne yazdıysa okurum ,öyle çok seviyorum kadını:) Bu kitapta da onun adının geçtiğini görünce neymiş bir bakayım dedim,içerik olarak romantik tarzda kaleme alınan yayın Austanvari bir kurguyla karşımıza çıkıyor.Burada önemli soru dilini de yakalayabilmiş mi oluyor,onu da okuyunca göreceğiz:)
Konuyu arka kapağından şu cümleyle özetlemek mümkün:
İhanete uğrayan ve sadakatin asıl anlamını çözen bir kadının hikayesi.
de ki işte-Oruç Aruoba- Metis Yayınları
Oruç Aruoba Türkiye'nin yetiştirdiği felsefecilerinden biri ve ismini bu denli çok duymama,kitaplarının düşündürücü,akıcı ve muhteşem olduğu yorumlarını okumama rağmen eserlerini daha önce okuma şansı elde edememiştim. Şimdi bir üçlemenin ikinci kitabı ola de ki işte'yi alarak çok da kendimden emin olmadığım bir alana,  felsefik düşünceye doğru yol alacağım,hadi bakalım...
1984-George Orwell-Can Yayınları
Kitabın güzelliğine bakar mısınız,bu kadar karışık ama akıl bulandırmayan bir kapak tasarımı tabiki Can Yayınlarına ait olacak:)
Bu kitabı , sevgili Çitlembik'in tavsiyesiyle okunacaklar listeme eklemiştim,hemen de edindim:)Arka kapağındaki tanıtım da kendi kendini kanıtlayacak cinsten.
   Partinin dünya görüşü,onu hiç anlamayan insanlara çok kolay dayatılıyordu(...)Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi,yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.
Ve son cümlesinde değindiği gibi 'bütün zamanların kitabı'' olduğunu okumadan bile fark ediyorsunuz.Bilinçlenmek dileğiyle başlayacağım bu kitaba:)
Çılgın Kalabalıktan Uzak-Thomas Hardy-Can Yayınları
Thomas Hardy'nin bu eseriyle ün kazandığını ve son dönemde kitabın film çevirisiyle karşılaştığımızı söyleyerek başlayayım  kitabın açıklamasına .Romantik olay örgüsünde geçen kitap bir kadının duygusal çalkantılarıyla dolu yaşamını anlatıyor.bBu tarz kitaplarda hiç vazgeçemeyeceğim sanırım.-keza aklıma nedense Vadideki Zambak kitabını getirdi:D-
Zehir Ustası-Maria V.Synder-Dex Yayınları
Fantastik kitaplar günleri geçirmenin en güzel yollarından biri fikrimce,yazar güzel ve akıcı bir dile sahipse filmlerden daha da çekici olduğu çokça vakit var:)
Çok övgüler alan ve muhteşem bir seri olduğu söylenen serinin ilk kitabında Yelena'nın sarayda yaşadığı mücadeleler üzerinde durulmuş. Kapak tasarımını yine çok beğendiğim eserlerden biri..
Dönüşüm-Franz Kafka- Can Yayınları
Belli başlı sevdiğim yazarlar vardır ve onların her yazısını tereddütsüz okurum , hayal kırıklığına uğratmayacağını bilirim.Bunlardan belli başlıları Jane Austen,Didem Madak,Kerstin Gier,Cassandra Clare,Dan Brown,W. Shakespeare ve tabiki de Franz Kafka.Yazı stiline,  melodik havasına bayılıyorum, hele ki bu hayranlığım kendisinin bir avukat olduğunu öğrendikten sonra iyice depreşti:D 
Kafka,Dönüşüm adlı öyküsünde bir adamın sabah böcek olarak uyanmasını ve aslında 'başkaldıran bireyin tragedyasını'' anlatıyor. Keşke onunla tanışma imkanım olsaydı,oturup kahve içseydik ne muhteşem olurdu..

Aşkın Naz'lı Hali-Kübra Türker- Dokuz Yayınları
Wattpad'ten çıkan kitaplardan özellikle uzak duruyordum uzun zamandır,kesinlikle bir alıp veremediğim söz konusu değil.Sadece  kitap çıkarmak isteyenler ve - fikrimce- daha toy ve gelişme aşamasında olan birçok yazar doldurmuştu son zamanlarda uygulamayı. Bir zamanlar severek takip ettiğim uygulamaya şu anda pek giremiyor yada buradan çıkan yazarları pek tercih etmiyorum .
Lakin bu kitap hakkında okuduğum birkaç yorum ve arka kapağındaki Türkfilmvari tanıtım yazısı bir şans vermemi sağladı esere.Umarım pişman olmam diyetimi bozduğuma:D Romantik komedi tarzda olan kitap Naz ve Yağız ikilisi arasında gelişen olayları anlatıyor.Tam yazlık,değil mi?;)
İlahi Komedya-Dante-Oğlak Yayıncılık
Dante'nin üçlemesi olan İlahi Komedya-Cennet ,Cehennem ,Araf- İtalyan Edebiyatının en meşhur epik şiiridir(vikipedi).Dante, Cennet Cehennem ve Araf'ta yaptığı düşsel gezileri anlatan komedya önemli edebiyat eserlerindendir.Kendi yaşamından da kesitler bulunan üçleme Oğlak Yayıncılık'ın elinden bir set şeklinde çıkmış ve sade dizayn edilmiş,çok da iyi yapılmış:D Şiir severlerin,onu bırakın edebiyatseverlerin mutlaka okuması gereken eserlerden bu eser fikrimce,tabi önce bir okuyayım:)
Açıklamalı Notlarıyla Hobbit-J.R.R Tolkien-İthaki Yayınları
Kardeşimin de içinde olduğu bir grubun çok sevdiği Yüzükler Efendisi serisi ve ondan önceki olayları anlatan Hobbit'in ne kitaplarını okumuş ne de filmlerini izlemiştim önceden.Yapımda kullanılan renklerin soluk olması -siyah beyaz film severim yanlış anlaşılmasın-  uzun zamandır sonra izlerim diye ertelememe sebep oluyordu.Taki sadece konusunu çatpat bilirken yakın arkadaşım Cems'in zoruyla(!) Hobbit 3 filmini izleyene kadar.-ki kendisi sayesinde Aşk-ı Memnu'nun da sadece Veda bölümünü izlemiştim ve o ağlarken ben hiçbir şey anlamamış saf saf ekrana bakıyordum şu kim bu kim diye,o unutmuştur bile ama ben hiç unutmayacağım hele ki hıçkırıklarını:DBuradan ona da genel kültürümün yapıtaşı olması sebebiyle teşekkürlerimi yolluyorum :D - ehehe nerde kalmıştık;güzel, yormayan yapıya sahip filme başta çok da ahım şahım diyemeyecekken kitabını görmemle bir de kitabına bakalım demem bir oldu.Tamam, itiraf ediyorum ansiklopedik tarzda dizayn edilmesi ve ciltli olması beni cezbetti:D  Eğer ki bu kitabı beğenirsem serinin devamını büyük bir hızla okuyacağım.Başta da söylediğim gibi konuşmakla pek arası olmayan kardeşimin olayların çoğunu anlatmış ,kitaplarla da pek arası olmayan şahsının ilk kitabını okumuş olması da beni aşka getirdi.Şunun güzelliğine bakın,torunlarıma miras bırakıcam bunu!!!:D


Eveet,kitapların sonuna gelirken kitaplarımı hem güzel kampanyalar yapması,hem de hasarlanmamış şekilde yollaması sebebiyle genellikle okuoku'dan aldığımı da açıklamak istiyorum.O kadar korunaklı yollamışlardı ki bunu yazmasam olmazdı:)Bir de  kendi kitap ayraçlarını ve bir kahveyi paketlenmiş şekilde kitapların arasına koymuşlar.Büyük bir şey değil belki ama hoş bir düşünce olduğu yadsınamaz,gülümsememe katkıları oldu:) 
Size de iyi okumalar efendim-Sormadan edemeyeceğim^^Neler okuyorsunuz bu aralar?-
Kendinize iyi bakın,mutlu kalın...

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Alışkanlıklar bir # listelemek


Efendim ben bir ara abartmışım şu düzen işini,her şeyi listeliyorum ama nasıl nasıl listelemek,bıraksanız odaların demirbaşlarını çıkaracağım o derece.Sadece babamın kitaplarına el atamadım çok fazla zamanımı alacak diye:D Evde en sevdiğim şey oturma odamızda vitrin- ya da o süs eşyalarının koyulduğu dolaplara ne deniyorsa- yerine boydan boya kitaplık olması.Temizlikten sonra-ki temizlik adına en sevdiğim şey kitaplık düzenlemek-karşısına oturup mest olmuş ve pelte kıvamına gelmiş biçimde onu izlemek en büyük zevklerimden biri:)) Amanın ben buraya nasıl geldim,nerden geldim?!!:D Ehehe,ne diyordum eveeet listelemeeek^^
   Ne zaman kendimi iyi hissetsem ya da umutla dolu hale bürünsem ,kafamda kelebekler uçuşsa liste hazırlarım yada bunun ihtiyacını duyarım.Yeni başlangıçlar ,hayat güzeldir gibi bir düşünceyle böyle olduğunu düşünüyorum.Bu durumu da biraz önce, bir kitabı mutlu sonla bitirdiğimde, elime kalemi alıp yeni liste hazırlamaya başlamamla fark ettim:D  Hemen hemen hepimizin bir listesi var tabi ki de,peki ben neleri listeliyorum kısaca bunlardan bahsedeyim.
İzlediğim filmleri-dizileri
İzleyeceğim filmleri-dizileri
Okuduğum kitapları-mangaları
Okuyacağım kitapları
Alacağım kitapları
Bloga yazacağım yazı başlıklarını
Kitaplığımdaki kitapları
Alışverişe çıkarken alacaklarımı(listeye pek uyulmayacak şekilde genişlese de:D)
Gün içinde gezeceğim yerleri
Mutlaka yapılması gerekenleri
Günlük-aylık-yıllık planlarımı
Unutulmaması gerekenleri
Valize koyacaklarımı
Çalışılacak konuları
Mutlu olduğum durumları
Hayallerimi
Sevdiğim cümleleri
Sevdiğim siteleri
Merak ettiğim konunun alt başlıklarını
Kitaplardan-filmlerden alıntıları
....
Bu liste uzadıkça uzar ama siz de okurken evet bu bende de var demişsinizdir mutlaka,o kadar meşgul ki zihimiz eğer bir yere not almasak bazı şeyleri düşündüğümüzle kalıyoruz sadece.Halbuki ne kadar rahatlatıcı bir aktivite listelemek, bunu ancak liste yapan anlar:) Şimdi de gidip yaptığım listeleri şöyle bir tekrar gözden geçirip aralarından yapmayı ertelediklerimi temize çekeceğim,anlaşılan bugün bayağı ''hayat güzel!'' modundayım:D 
Sizin de ilginç listeleriniz varsa ve bunları paylaşmak isterseniz buyurun efendim:)
 Kendinize iyi bakın,mutlu kalın...
(bu şarkıyı da buraya bırakıyorum:))


20 Ağustos 2015 Perşembe

bi' kitap - bi' film - bi' dizi

bi' kitap
Sıcaktan ve okuyamama hastalığına -daha doğrusu üşengeçliğine- yakalandığımdan mıdır nedir bu aralar pek öyle ahım şahım bir kitap bitirmedim.bu yüzden de geçe aylarda okuduğum ve çok beğendiğim bir eseri sizinle paylaşmaktan mutluluk duyarım efem:)
Dünya Bu Kadar
                             
Mahir Ünsal Eriş'e  Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde ve Olduğu Kadar Güzeldik kitaplarının  yazarı olduğundan ve 80ler 90lar her zaman yaşadığımız çağa nazaran daha çok dikkatimi çektiğinden aşinaydım ama iki kitabını da okumamıştım.-hikayeleri ne zaman okusam damağımda acımtrak bir tat bırakıyor ve bunun nedenini hala bulamadım.- Okumayı istediğim ve yazı stilini merak ettiğim bu yazarla bir kere da Kafkaokur'un 3.sayısında karşılaşınca 'Okumak farz oldu artık' dedim ve raflarda romanını çıktığını görünce hemen edindim kitabı.
Dünya Bu Kadar ile ve Mahir Ünsal Eriş'in yazı stiliyle tanışmam böyle oldu.
Kitap hakkında yazmadan önce şunu söylemek istiyorum:Düşünce şekli farklı olan insanları her zaman daha dinlenesi veya konuşulası bulmuşumdur,eh bu insanlarla tanışmak yada onları bulmak da çok zor oluyor tahmin ettiğiniz üzere.İşte bu yazar o insanlardan biri.İster röportajlarında ,ister söyleşilerinde, isterse yazdıklarında bunu derinlemesine hissediyorsunuz.
Geçelim kitabımıza.Kitap birbirine geçmiş çok sayıda hayatı büyük bir ustalıkla gözümüzün önüne seriyor.Bağlı olduğumuz ve hayatımızın belki de sadece birkaç saniyesinde yer etmiş insanların bizimle bağlantıları ne olabilir,onları oraya ne getirmiştir,ilerleyen zamanlarda onlarla alakalı olan kaç insanla iletişim kuruyoruz ?Bu sorular kitap başladığı andan itibaren dönmeye başaldı beynimde.Aslında kitabın başlığı da gayet açıklıyor olayı ''dünya bu kadar'' 
Yazarın  yalın ve arkasında puslu bir hüzün bırakan bir anlatımı var,belki de o yüzden bu deli beğenmişimdir yapıtı. Okuyalım mı derseniz yazarın herhangi bir kitabını okuduğunuzda aynı şeyi sizin de hissedeceğinizi tahmin ederek okuyun okutturun diyorum.Beğendiğim bir kaç alıntı yaparak bu konuyu noktalıyorum.
*Ve bütün ev,haritasını dantelleri çizdiği gizemli bir kurallar ülkesiydi.
*Gerçek korku,neyden korktuğunu dahi bilmeden korkmaya galip gelmişti.
*Kahve telvesinin fincanın zarif tenine çizdiği şekilleri okumak,onun gibi badanası dökülmüş evin rutubetli duvarlarındaki lekelerden hayallenerek büyümüş bir yoksul çocuğu içi çocuk oyuncağıydı.
 Arka kapağında beğendiğim  cümle ise şu  oldu.*''yeni roman,işte gökyüzü.''
bi'film 

Woman is Gold-Altınkadın-

yönetmen:Simon Curtis
yazar:Alexı Kaye Campbell
oyuncular:Ryan Reynolds-Helen Mirren

Viyana'da yaşayan Maria Altman(Helen Mirren) 2.Dünya Savaşı sırasında Yahudi olmasından dolayı nazilerin yaptığı baskıyla Amerika'ya kaçar ve geriye kala hayatında Viyana'ya dönme gibi bir niyeti olmadan ve arkasına bakmadan hayatını devam ettirme kararındadır.Ama bundan 60 yıl sonra ,kızkardeşi öldüğünde ,arkasında onu bekleyen ve hatıralarını da içinde barındıran yengesinin tablosu olan The Woman is Gold tablosunu-ki kendisi Klimt'in eseridir- almak üzere deneyimleri oldukça kısıtlı olan avukatı Randol Schoenberg-Ryan Reynolds- ile Viyana'ya döner. Anılarının yaşadığı bu şehirde kendine ait olanı geri alma serüveninin ve gerçek bir yaşam öyküsünün sinemaya aktarımıdır film.
Kendisini Aşk Tarifleri filminde izleme şansı elde ettiğim Helen Mirren rolünü hakkıyla teslim etmiş yine ve yeniden. Usta bir oyunculuk,kendini role teslim etmiş ve bu da sizin olayın gerçekliğiyle yeniden karşı karşıya bırakıyor.
Ryan Reynols ise zaten sevdiğim ve filmlerini büyük bir beğeniyle izlediğim oyunculardan ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim yüzünde sanki sürekli bir soru ifadesi yok mu oyuncunun?Belki de bana öyle geliyordur:D 
 Bu rollerde şu kişiler olsaydı bile diyemiyorum bu denli iyi seçilebilirlerdi ancak.
Filme büyük bir ilgi duymamda diğer etken tabi ki hukuku ve adaleti de içinde barındırması oldu.Ne diyebilirim insan ister istemez çekiliyor:)
Gerçek yaşam öykülerini sevenler izlemeli diyorum ,size bir çok yünden bilgi katacağına ve sıkılmadan izleyeceğinize garanti ediyorum.
Beğendiğim birkaç repliğe de yer vermeliyim yoksa içime hiç sinmez bu yazı:D
*Bu anıları canlı tutmak için elimden geleni yapıyorum.çünkü insanlar unutur,özellikle de gençler..
*Her zaman daha çok kadın yargıç olmalı diye düşünmüşümdür.
*Geçmişin 'şu andan' bir şey istediği an.
*Bizi kalbinde taşı Maria ve mutlu olmayı öğren.
bi' dizi
Once Upon A Time
Bir varmış bir yokmuş herkes çook çok mutluymuş gibi bir başlangıçla en iyi anlatabilecek dizi sanırım Once Upon a Time.
Şimdilik 4 sezon olan dizi geçmiş zamanda , bize çok tanıdık gelen ve çocukluğumuzu geçirdiğimiz masallardan bir uyarlama serisi. ''Ya o masallardaki karakterler gerçek dünyada bir lanet sonucu yaşamak zorunda kalsaydı?'' sorusuyla başlamış olan yapım bu lanetten ve kötü insanların hepsinden  kurtulmaya çalışan masal kahramanlarının etrafında dönüyor.Pamuk prensesinden,kırmızı başlıklı kıza,oradan uyuyan güzele ve istemediğiniz kadar çok prense uzanan dizinin ilk sezonu izledikten sonra yaz tatilinin başlamasıyla devamını getirememiştim.Sevgili I'm tehappiest'ın da önerisiyle tam gaz devam etmeye karar verdim kaldığım yerden:)
Eğer siz de masalları özlediyseniz ve kabarık elbiseleri seviyorsanız hemen başlamalısınız bu akıcı ve eğlenceli diziye,şiddetle tavsiye ediyorum,şimdiden keyifli izlemeler:)

Severek dinlediğim bir şarkıyla posta son verirken önerilerinizi beklediğime de değinmeden geçmeyeyim:)
Kendinize iyi bakın,
mutlu kalın...

                                             

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Diyorum ki...

1-Hayattan kaçıp kitaplara sığınanların çoğu naif insanlar.Onları incitmeyin.
2-Hayatta beraber olmak için sevmek yetmiyormuş , sevgiden  vazgeçmek  bazen daha mutlu ediyormuş insanı.
3-Yalnızlık boğucu değil kurtarıcıymış.
4-Çay içince dilim açılıyor,bülbül gibi şakımaya başlıyorum.
5-Papatya sevgisinin nedeni, unuttuğum masumluğu yeniden kazanma ihtiyacı.
6-Teselli edeyim derken göz çıkaran bir düzine insan var ve aslında düşünceleri önemsedikleri dahi yok.
7-Bazı insanlar ayrı olsanız bile kalbinizi sıcacık yapıyor.
8-Önem vermediğim kişiler hakkında konuşurken huzursuzlanıyorum.
9-Dedikodu çekirdekle yapılır.
10-Sinemada yalnız olmak film hakkındaki düşüncelerinizde kimsenin etkisi altında kalmamak için ideal bir yol.
11-Sevebiliriz ama evlilik bazılarının yapısına uygun değil.
12-Bilgisi olduğu konular hakkında konuşabilen insanlar daha çekici.
13-Yakışıklı ve güzel kavramları kalbimde insanlarla  konuştuktan sonra sınıflandırılıyor.
14-Birine sarılmak bazen dünyada ona verebileceğim tek şeymiş gibi hissettiriyor.
15-Mutlu olduğumda ve çok kızgın olduğumda gözlerim anında doluyor.
16-İnsanların birbirlerini süzmelerine tahammülüm yok.
17-Ego başka şey, kendini tanımak başka.
18-Acıları yaşatanları çoğunlukla affederim ama ne yaşadığımı unutamam.
19-Sır saklayamayan insandan hayır gelmez.
20-Gözleri gülen insanlara güvenin.
21-Kahveyi yalnız yada çok sevdiğim insanlarla içmeyi severim,daima özel bir içecek benim için.
22-Kişisel alanıma müdahale etmeye çalışılınca tam bir cadı oluyorum.
23-Çabuk patlarım, sönmem de yavaş olur:D
24-İnsanları sinirlendiklerinde tanırsınız fikrine katılmıyorum, insanlar asıl ağlarken ve gülerken fark ediliyor.
25-Kalbinizin ısınmadığı insanlardan uzak durun,o kişide hoşunuza gitmeyen bir şeyler vardır.
26-Size mutluluk veren durumlardan, önyargılardan dolayı yada diğerlerine uymuyor diye vazgeçmeyin.
27-Körü körüne hiçbir şeye bağlanmayın.
28-Yalancı tebessümlerinizi fark edenler sizi tanıyan insanlar oluyor.
29-Olaylar güveninizi sarsabilir ama biri gelir yeniden inşa eder sizi.
30-Çok üzüldüğümde fiziksel direncim sıfıra düşüyor.
31-Toptan korkmuyorum, eğer bana çarparsa vereceğim tepkinin belirsizliğinden endişeleniyorum.
32-Ait olduğunuz kişiyi bulduğunuzda anlıyor(muş)sunuz.
33-Fark edilme isteğiyle  görünmez olma duygusu arasında ince bir çizgi var.
34-Sevmemek için bahanelere sığınıyoruz.
35-Ceketi mutluluk kokan insanlar var.
36-Ait olmadığım bir kalabalıkta, yaşadıkları hayatlar dikkatimi çektiği için, kendimi insanların yerine koymayı seviyorum.
37-İnsanlar göründüklerinden daha yalnızlar.
38-Kendimizden daha yorgun ve üzgün insanları gördüğümüzde teselli buluyoruz.
39-Mutlu son herkesi rahatlatır,beklemediğimiz sonlar mantıklı gelir.
40-Şöyle bir pencereden gökyüzüne bakın ve ümitvar olun.
41-Mutluluğa inanın.
                                                      Ve mutlu kalın:)
***42-''Hemen sinirlenen,sesini yükselten insanların anlaşılamamaktan yorulduklarını düşünüyorum...''(Gri Lady)
       ***43-Sanki bazı insanlara doğmadan önce söz vermişler de "aman ne olur doğ , eğer doğarsan söz herkes, her şey senin mutluluğun için çalışacak" demişlermiş gibi sürekli herkesin ve her şeyin onları mutlu etmesini bekliyorlar ve olmayınca sürekli şikayet, sürekli yakınma.(Kadriye)
***44-Ümitvar olmak önemli mutlu olmak için:))(Sevdican)
***45-Gülümsemek kalbe iyi gelir; gülünce ya güller açar yada kıskanç güller solacaktır..By Lacivert)
-eklemek istedikleriniz olursa seve seve okurum:)-

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Ben Bugünlerde #11

   En sevdiğim başlığın altında buldum yine kendimi. yaz son sürat devam ediyor ve pammuk gibi yaz  tatilimin bir ayının şimdiden geçmişte kalmış olması tek kelimeyle korkunç.Bu ufak ve önemsiz(!) ayrıntıya değindikten sonra sizin tatilinizin nasıl geçtiğini sorayım görüşmeyeli nasılsınız efenim:)
  Yaz tatili demek film demek dizi demek tabi ki de.Bu kelimenin yanına yakışan daha güzel bir ikili var mı ki?
 Bu günlerde takip edecek kadar ilgimi çeken bir dizi bulamadım maalesef ..Başlasam mı başlamasam mı derken -kararsızlıktan- vazgeçip sekmeyi kapatıyorum hemen, ama bu demek değil ki önerilere kapalıyım,beğendiğiniz dizi önerilerini bekliyorum:)
2012'de beyaz perdeye aktarılan filme, konusu itibariyle  Borges ailesinin bir yıl içinde yaşadıkları diyebiliriz. Daha detaylı içeriğine buradan bakabilirsiniz.
En dikkat çekici yanı ise ailede çoğu kişinin yazar olması ve filmin belli başlı kısımlarının kitaplara ve yazarlara odaklanması oldu benim için.
İmbd puanı da Beyazperde puanı da yüksek olmayan bu filmi neden buraya koydun diye sorarsanız değişik bir şekilde kendimi iyi hissettiren yapımlardan olması diye cevaplayabilirim.
Hepimizin izlediğimizde enerjiyle dolduğumuzu hissettiğimiz,''evet bir şeyler içi üzülebiliriz,çeşit çeşit ve ele avuca sığmayan problemlerimiz olabilir ama her şeye rağmen hayat güzel'' dediğimiz yapımlar vardır.Bu film de benim için umut ışığı oldu. Tekrar izler miyim bilmiyorum ama izledikten sonraki duygularımı unutmamayı diliyorum.
Filmin karakterlerine gelirsek 'benden uzak dursun' dediğim Jennifer Connely oldu.Şahsını her ne kadar sevsem ve rollerinin hakkını verdiğini düşünsem de bu filmdeki rolüne ısınamadım.-Spoiler içerir!!- Hem evlisin, hem eski kocanı seviyorsun, hem çocuklarına gerçeği söylemediğin için uzun bir dönem evlat yoksunluğu çekiyorsun vs.vs. - Anlayamadığım durumlar.Rol gereği mi soğuktu yoksa kendinden gelen bir soğukluk mu bilmiyorum, duygularını iyi yansıttığını düşünmüyorum.
En sevdiğim 'nerede bu insanlar, neden yanımda değiller?!'' dediğim ise kesinlikle Nat Wolff oldu. Evin küçük çocuğu ve liseli ergen rolünü hakkıyla vermiş.Kitapları seviyor-Stephen King'i sevenleri ayrı seviyorum sanırım:D- yazıyor,duygusal eh bir de utangaç ee daha ne ister insan :D Şaka bir yana  filmin onun gözünden olan kısımlarını ayrı sevdim. Başrolü ilk kez oynadığı Paper Towns filminden de etkilendiğim için methiyeler düzüyor olabilirim şu sırada tabiki:D
Sonuç olarak fazla bir beklenti içine girmeden ama yaz sıcağında hoşça vakit geçirmek için izleyin derim.
 Beğendiğim repliklerle son veriyorum yoruma.
''Canımı acıttığını hatırlıyorum,ona bakmak canımı acıtıyor.''
***
                          ''Onu her gördüğümde kafamda Beatles'ın ''I've Just Seen a Face'' şarkısı çalıyor.''


-Burada dursun diyorum ileride okur okur gülerim:D-
Bilmediğim bir şehirde iki gün boyunca yalnız başıma dolaştım.Bu, çok etkileyici gelmeyebilir ama en büyük hayaliniz yalnız seyahatse rahatlatıcı bir ön hazırlık oluyor bu durum sizin için.İnanılmaz güzeldi,kendimi o denli özlemişim ki.Yapım gereği yalnızlığa bayılan bir insanım zaten,arkadaşlarla buluşacağım yere iki gün önce gidince yapacak başka bir şeyim yok diye düşünüp geri dönmeyi de gururuma yediremeyince kendimle vakit geçirmeye karar verdim.Uzun zamandır geçirdiğim en rahatlatıcı günleri yaşayacaksın deseler hayatta inanmazdım şu sıcakta.
Rahatça düşünmeyi ve düşündüğüm şeyler üzerine kafa yormayı sevdiğim metronun yanına yalnız başına geçen günler de eklendi. Size tavsiyem geziye çıkamıyorsanız bile kimseyi yanınıza almadan uzun bir yürüyüş yapmanız.Aklınızda dolaşanlara şaşıracaksınız.
Şimdiden kendinizle güzel günler dilerim:)


Kitap okumaya devam ediyoruz :)
Charlotte Bronte'nin Gizli Günlükleri şu aralar okuduğum en iyi kitaplardandı. Yazar Syrie James'in ele aldığı kitap bir diğer meslektaşı Charlotte Bronte hakkındadır. Charlotte Bronte, Jane Eyre gibi  mükemmel bir klasiğin yazarıdır ve yazar hakkında bu kitabı okuyana kadar başka bir şey bilmiyordum açıkçası.Örneğin aslında Uğultulu Tepeleri yazanın kız kardeşi olduğu, tüm kardeşlerinin edebiyata düşkün olduğu gibi gibi. 
Dikkatimi çeken en önemli nokta da Jane Austen ile benzer bir kaderi paylaşması.Charlotte Bronte de kadın olmanın sadece mutfakta yer almak olduğu ve yazarlığın sadece erkeğe has görüldüğü  bir dönemde kaleme almıştır önemli eserini. Eseri sevmemde bunun etkisi de yadsınamaz tabi ki:) Syrie James dönemin dilini kullanarak yazdığı eserin hakkını veriyor.Romantizm ve gerçekçiliğin birleştiği bu kitap en sevdiğim eserler arasında yerini aldı.
arka kapak:
Sade ve dış dünyaya kapalı bir hayat yaşamış olsa da Charlotte Bronte,gizli kalmış ola yanını yazım aracılığıyla yansıtır.Bir yanı ise yazdığı gibi bir aşk yaşamayı hayal etmektedir.Nihayet bir gün ateşli bir talipte gelen bir evlilik teklifi,evi sakin ve sessiz havasını karıştırır.Bunun üzerine Charlotte günlüğüne döner ve kendiyle hesaplaşmaya girişir. Romanlarının arka planını oluşturan gizli aşkları,her biri yetenekli bir sanatçı olan kardeşler arasında yaşananlar,hayaller ve hayal kırıklıkları böylece kağıda dökülür.
Çalışma masamı toplamak bazen tam anlamıyla zulüm oluyor.Kendimi bir şeye o kadar kaptırıyorum ki sonunda başımı kaldırdığımda masa zemini görünmez hale gelmiş.Örneğin bu sabah şöyle birkaç eski defteri kurcalayayım dedim her yer buruşmuş kağıt,önceden okunmuş bitirilmiş kitaplar,kalemler,bantlarla dolmuş.Temizle temizleyebilirsen.Ne yalan söyleyeyim ellemedim bir süre öyle yaşadık gittik.En sevdiğim de kahve içilmiş kupayı öylece unutmak ortalık yerde.Düşündükçe üzülüyorum zavallıcığın haline.(Not: Yukarıdaki resim dağınık hali değildir.Yazarın, görsel zevkinizi bozmamak için onu paylaşmaya niyeti ve isteği yoktur.)
Her neyse efem,ne zamanki aradığım bir şeyi bulamadım o zaman toplamanın geldiği günleri yaşıyorum şu sıralar.Esmiyor ya ondan hep:D
Burada eklemek istediğim bir şey var.Asıl mesele de bu zaten.Dağınıklığımızın o anki ruhsal durumumuzla bağlantılı olduğunu düşünüyorum -ki bu bilimsel olarak da kanıtlanmış en azından bir kısmı. Hayatımızda yeni bir şeye yer açmak istediğimizde temizlik ihtiyacı hissediyormuşuz. -belki de sadece ben de böyledir ama- güne umutla başladığımda ilk yaptığım iş etrafımı şöyle bir toplamak oluyor.Kendimi iyi hissetmediğimde yorganımı dertop yapıp yatakta çıkıyorum. Aslında okunması ne kadar kolayız,biraz gözlem yetecek hepimize.
Mutfakta bir şeylerle uğraşırken,kitap okurken,yolculuklarda,yazı yazarken-mesela şu an- yada temizlik yaparken-bu kısım uzattıkça uzatılabilir- müzik dinlemeye bayılıyorum. Bir şarkıyı kusana kadar dinleyenler kulübündenim - genelde tekrar modu açıktır bu yüzden:D Yeni şarkılar arayan benim gibiler vardır diyerek buraya bunları bırakıyorum.
Radyodan:-Trt Fm-Yüksek Sadakat-Ucuz Roman
Bloglardan:The Radio Dept-Strange Things Will Happen
 Yaşanası eski zamanlardan: No Doubt-Don't Speak
Dizilerden:Aydilge-Kiralık Aşk
Kitap yanında:Yan Tiersen-J'y Suis Jamais Alle(Amelie filmi müziklerinden)
Mutfakla uğraşmaya bayılan can dostum beni de çekti işin içine.Şimdilerde boş vakit buldukça yeni tarifler deniyorum ama birkaçı(!) hüsranla sonuçlandı,Ailemin de uzun süre dalga geçmelerine maruz kaldım tam 'yeter ulen yok size bir şey' diye trip atayım diyorum 'isabet olur' diyorlar:/ Denenmiş tarifleri yapmakta anlaştık  sonunda. Zopidiğin-nihaha bunu görüce sensin o ben değil diyecekse de :D- Un kurabiyesi tarifini sizlerle paylaşmayı kendime borç bilirim.
Güvenerek yapabilirsiniz.
malzemeler:
1 buçuk su bardağı nişasta
1 bardakta biraz fazla pudra şekeri
1 paket margarin
kabartma tozu
aldığı kadar un
*
Hepsi karıştırılıp ceviz büyüklüğünde parçalar elde edilir.
Kızarmadan fırından alınan kurabiyelerin üzerine pudra şekeri serpilir.
afiyet olsun:)

''Gözlerine sürülmüş bir kadın'' olan Didem Madak'ın çok sevdiğim dizileriyle yazıya son veriyorum. Yeni yazılarda görüşmek üzere:)
Mutlu kalın...
''Kazanlar dolusu çorba kaynatsam sanki,
Artık kimse mutsuz olmayacaktı.''





14 Temmuz 2015 Salı

Burada Dursun Dediklerim...


Burada dursun diye yazıyorum bu kısa olmasını ama devamının nasıl gelişeceğini bilmediğim bu notu.
Kendinizi sevin... Sizden beklenilenleri artık haddinden fazla umursamayın ve kendinize gerçekten-ananenizin saksıdaki çiçeklerine verdiği önem kadar- önem verin.
Kendinizi sevin ve yalnızlığınızla da mutlu olunabildiğini görün.Bunu 'yalnız kalın öyle daha iyisiniz 'demek için söylemiyorum .Sadece her insanın yalnız olduğunda da mutlu olabildiğine dair ufak bir umut var içimde. Her zaman yanınızda biri olmayacak unutmayın,bir gün konuşacak biri olmadığında yamacınızda ya da en oluru kimseyi istemediğinizde bir de bu duruma canınızı sıkmayın.
Kendinizi sevin.Siz sizsiniz ve bundan daha güzeli düşünülümezdi.
Dış görünüş mü atılan kahkahaların sayısı mı,hepsi fasa fiso.
Gerçek ve içten bir tebessüm gününüzü aydınlatsın.Olduğunuz gibi davranın.
Güveneceğiniz insanları doğru seçin ve onlara sırtınızı yaslamaktan korkmayın.
Sizi büyüten insanların fikirlerini kulak ardı etmeyin.Onlar sizin radarınız gibi,sizin için en güzelini düşünen insanlara önem vermek kadar rahatlatıcı bir şey var mı?
Her gününüzü dolu dolu yaşayın.Evde uzanmak da buna dahildir bana göre.Toplumun sonu bucağı görünmeyen o saçma ön yargılarına siz de destek olmayın,yenilikçi olun.
Kendinize bir demet çiçek alın gerektiğinde.Çok zor değil,her şeyi başkalarından bekleyemezsiniz.
Yakın arkadaşlarının kapısını çikolata,kucak dolusu cips ve zilyon tane filmle çalmak kadar doğal bir şey olamaz.
Güzel bir günü bir kupa kahveyle taçlandırın ya da neyi seviyorsanız onunla.
Ağlamamak için kendinizi sıkmayın,o an ağlarsanız bu içinizden geldiği ve öyle hissettiğiniz içindir.Kimin ne düşüneceği 10 saniyeliğine umurunuzda olmasın.
Yaşadığım için biliyorum o ve bu tarafından  yargılanmak için izin veren kendimiziz.Her insana sınırlarınızı açmayın ya da uyarın onları,içinizin almadığı konular hakkında.
Dünya barışı hakkında atıp tutmayı atın bir kenara.Siz sokaktaki yol kenarında oturan muhtaç insanlara gülümsemekle başlayın işe.
Hepsinden önce aynanın karşısına geçip:
-Merhaba,deyin maskesiz halinize.
 Dediğim gibi 
siz olabilecek en güzel haldesiniz,bu halinizle muhteşemsiniz.

12 Temmuz 2015 Pazar

Şimdinin ve geleceğin gözdeleri vol-1


 AYAKKABI VE AKSESUAR TASARIMCISI: MURAT KAYNUN
   Ayakkabılar her zaman için biz bayanların en büyük tutkusu olmuştur ve bir ayakkabıya vurulduğumuzda -buna ilk görüşte aşk da diyebiliriz:D - onun bize ait olduğunu hayal etmeden duramayız- en azından benim için böyle.Eh kimse albenileri olmadığını iddia edemez Şunu söylesem abartmış mı olurum bilmiyorum ama bir ayakkabıyı gördüğümde nefesim kesildiği ve dakikalarca kendilerini incelediğim dahi oldu:D

  Bir kere istisnasız kendimizi en iyi  ifade edebildiğimiz parçamız; ayakkabılarımız.Unutmayın dost yüze düşman ayağa bakar derler.
  Tasarım çalışmalara göz atarken-ki size yardımcı en iyi sitelerden biri zet- kendi alanında dünyada parlayacak bir isme rastladım :Murat Kaynun. Sitede dolaşırken 20-25 sekme açtığımı ve seçtiğim çoğu ayakkabının imzasını taşıyan kişi olduğunu gördüğümde tasarımlarını inceledim ve abartmadan söylüyorum hepsi birbirinden iyi,''hayal gücüne güvenirim ama bu kadarı da fazla'' dedirttiler bana.


Vintage veya retro giydiğinizde garip karşılanan ve ön yargılarını yıkmakta zorlanan bir toplumda yaşıyoruz, hayliyle bu giyim tarzında kıyafet ve aksesuar bulmak da çok zor.Ya giyilemeyecek derecede yıpranmış ya da ütopik derecede kıyafetlerle alakası olmayan tasarımlara denk geldim lakin gördüğünüz tasarımlar en azından ayakkabı konusunda çok sıkıntı çekmeyeceğimizi gözler önüne seriyor.
Geçmiş ve gelecek bu kadar güzel harmanlanabilirdi.


(Biraz da filmvari değil mi çalışmalar?Bana Hunger Games ve Hobbit filmlerini hatırlattı.)
Dış görünüşümüz kişiliğimizi yansıtamayabilir,bizi 'kendimizden' tamamen farklı gibi gösterebilir peki sırf insanlar bu giyim tarzını benimseyemiyor diye kendimizden ödün vermek de ne kadar doğru?Neden düşündüğüm şekilde yaşayamayayım ya da giyinemeyeyim? Dikkat çekiyorsun diyenlere tek bir cevabınız olsun ''alışacaklar.' Alışamasalar bile bu sizi üzecek raddeye gelmesin,söz konusu olan kendi düşünceleriniz.Kimsenin sizi yargılamaya ya da uzun bakışlarla rahatsız etmeye hakkı yok.
Siz kendinizi sevin,işte bu dünyanın size kucak açması için bir sebep daha size:)
Gelecek vaat eden ve ileride çalışmalarını daha çok görmek istediğim tasarımcımızın çalışmalarıyla sizleri baş başa bırakıyorum,ona da buradan başarılar diliyorum.








Kendinize iyi bakın,mutlu kalın:)


 (NOT:Bu alan hakkında profesyonel derecede bir bilgim yok ,sadece halktan biri olarak yer veriyorum bu eserlere.Uzun lafın kısası acemiliğimi hoş görün:) )